Geçtiğimiz yılın 14 Eylül günü “Yakışır mı yakışır hani” başlığıyla kaleme almışız aşağıdaki yazımızı:

“Eskişehir’de gençler sokakta müzik yapıyor.

Porsuk’un iki tarafı günün her saati gençlerle dolu vaziyette…

Yoldan gelip geçenler ve bir an durup gençlerin yaptığı müziği bir süreliğine de olsa dinleme ihtiyacı duyanlar, adeta kendilerini bir festivalin içindeymiş gibi hissediyorlar.

---

Eskişehir’de resmen kimsenin planlayıp organize etmediği, kendiliğinden gelişen bir Porsuk Festivali yaşanıyor.

Hemen her gün insanları gülümseten bir manzara var.

---

Bu aslında bu şehri yöneten belediye başkanlarına da bir mesaj veriyor…

Adı ve tarihi konulmuş olan bir “Porsuk Festivali” gerekiyor bu şehre.

Daha kapsamlı, daha çok katılımlı, daha profesyonelce, daha şık ve daha geleneksel olabilecek bir festival.

---

Yaz bitti. Bu yıl geçti.

Ama gelecek yılın hazırlığı bugünden organize edilebilir.

Bizimki elbette bir öneri.

Yapılır mı, yapılmaz mı bilemiyoruz?

Yapılırsa çok da şık olur.”

---

Büyükşehir Belediyesinin bu festivali hem de uluslararası boyutta hayata geçirme kararını duyunca da memnun olmuştuk.

Mecliste AK Parti grubunun, tıpkı heykellere, tiyatrolara, senfoniye karşı çıktıkları gibi bu festivale de karşı çıktığını öğrendiğimizde hem kızdık hem üzüldük.

---

Elbette demokratik bir toplumda herkesin bir etkinliği beğenmeme veya eleştirme hakkı var.

Ancak eleştirilerin, yapılmasına karar verilen festivalin içeriğinden çok, etkinliğin siyasi aidiyetler üzerinden değerlendirilerek yapıldığı anlaşılıyor.

Hâlbuki bir kültür festivalini siyasi rekabetin konusu hâline getirmek, öncelikle şehir halkına haksızlık.

Çünkü festivaller belirli bir partiye değil, o şehirde yaşayan herkese ait olan etkinliklerdir.

Toplumsal kutuplaşmanın arttığı bir dönemde, insanları ortak bir zeminde buluşturan bu gibi etkinlikleri desteklemek AK Partililer açısından daha yapıcı bir yaklaşım olmaz mıydı?

Ancak bu yaklaşımı hiçbir zaman göstermedi Eskişehir’deki AK Partililer...

Belki de bu şehirde sürekli seçim kaybetmelerinin en büyük nedenlerinden biri de bu tutumlarıydı...

1-889

2-720

BU DA FIKRALI UYARLAMA...

Üzüm bağından dönen Nasreddin Hoca’nın eşeğinin üstünde koca bir kasa üzüm varmış.

Tam eve varacakken Hoca’nın peşine çocuklar takılmış ve:

“Hoca, Hoca, bize üzüm verir misin?” demişler.

---

Hoca düşünmüş, çocukları saymış. “Eğer hepsine bir salkım verirsem bana üzüm kalmaz” diye düşünmüş.

Kasadan bir salkım üzüm almış ve çocukların her birine birer tane üzüm vermiş.

Çocuklar ellerindeki üzüme bakmış ve içlerinden biri:

“Hoca, bu çok az değil mi?” demiş.

---

Nasreddin Hoca bu ya, hemen cevabı vermiş:

“Canım, niye ısrar ediyorsunuz? Ha bir tane, ha on tane ne fark eder? Nasıl olsa hepsinin tadı aynı değil mi?”

---

Bir okur göndermişti fıkrayı.

Altına da şunu yazmıştı:

“Bu fıkrada, Hoca yazan yerlere ‘hükümet’, çocuklar yazan yerlere ‘emekliler’, üzüm yazan yerlere de ‘emekli maaşı’ yazıp yeniden okur musun?”

Malum, şu sıralar CHP’de yaşananlar nedeniyle emeklilerin derdi konuşulmaz oldu ya...

Fıkrayla da olsa hatırlatmak istedik.

Emekliler-8