Ramazan ayının manevi atmosferi kadar sofralara taşınan geleneksel lezzetler de heyecan yaratıyor. Bu lezzetlerin başında ise kuşkusuz güllaç geliyor. Pastane ve tatlıcı tezgâhlarında yerini alan güllaç, özellikle iftar sonrası hafif bir tatlı arayanların ilk tercihi oluyor.
Uzun süren açlığın ardından ağır şerbetli tatlılar yerine sütlü ve daha hafif alternatiflere yönelen vatandaşlar, hem besleyici hem de sindirimi kolay olan güllaca yoğun ilgi gösteriyor.
Güllaç Nasıl Yapılır?
Güllaç, ince nişastalı yaprakların şekerli sütle ıslatılmasıyla hazırlanıyor. Kat kat dizilen yaprakların arasına genellikle ceviz, fındık veya Antep fıstığı ekleniyor. Üzeri ise nar taneleriyle süslenerek hem görsel hem de lezzet açısından zenginleştiriliyor. Soğuk servis edilen tatlı, hafifliği sayesinde iftar sonrası mideyi yormuyor.
Beslenme uzmanları, Ramazan ayında ani ve ağır şeker tüketiminin sindirim sorunlarına yol açabileceğini belirterek, sütlü tatlıların daha dengeli bir seçenek olduğunu ifade ediyor.
Osmanlı’dan Günümüze Uzanan Bir Gelenek
Güllaç, kökeni Osmanlı saray mutfağına dayanan köklü bir tatlı olarak biliniyor. Rivayete göre nişastalı yufkaların sütle buluşması tesadüfen keşfedildi ve zamanla Ramazan sofralarının simgesi haline geldi. Yüzyıllardır Ramazan ayıyla özdeşleşen bu lezzet, Türkiye’nin dört bir yanında aynı heyecanla hazırlanıyor.
Ramazan boyunca tezgâhlarda en çok aranan tatlılardan biri olan güllaç, sadece bir tatlı değil; aynı zamanda bir geleneğin ve paylaşım kültürünün sembolü olarak sofralardaki yerini koruyor. Bu Ramazan’da siz sofranıza güllaç koyacak mısınız?