Zihin yanılgıları

Abone Ol

Avcı-toplayıcı atalarımız neolitik devrimini (tarım devrimi) yaratıp yerleşik düzene geçtiklerinde daha kalabalık topluluklar oluşturmaya başladılar. Küçük guruplarında işlerin iyi gitmesi için önce kendi atalarından birine tapınmayı seçenler, gittikçe artan birleşmeler sonucu üzerinde hemfikir oldukları ve daha güçlü olduğuna inandıkları ortak bir ataya tapınmayı seçtiler. Daha büyük topluluklar yönetilme kolaylığı açısından daha büyük dinleri gerektirdi. Tanrı ve din kavramları bu gereksinmeden doğdu. Bilim ise doğanın matematiksel yapısını anlamanın ve evrimi öğrenmenin dayanılmaz lezzetinden, sanat güzellik kavramından, güzellik hakkındaki düşüncelerimiz ise simetriye olan hayranlığımızdan kaynaklanmakta. Yani Homo Sapiens’in yılları güzeli aramakla geçti. İsteğimiz dışında atıldığımız şu yeryüzü serüveninde daha doğru, daha güzel, daha iyi nasıl yaşarız sorusuna yanıt aramak bütün derdimiz. Kendimizden bir haber bilinçsizce başladığımız bilmem kaç milyon yıldır süren doğru ve güzeli arama gayretimiz nasıl oldu da buralara geldi? Bu hayret verici serüven halen sürmekte. Herkesin kendine göre bir güzeli veya doğrusu olması mı bunca güçlüğü çıkartıyor bize acaba? Bu ikilemi aşmalıyız, herkesin kabul edebileceği bir kerteriz noktamız olmalı, yoksa insanlığın geleceği pek de parlak değil…

Vicdanımız nasıl yapıp ettiklerimizin etik ilkelerle uyumlu olup olmadığını kontrol ediyorsa, zihnimizin de benzer bir işlevi var. Tek sorun beynimizin güvenilmez, kimi zaman doğruyu kimi zaman da yanlışı üretiyor olabilmesi. Beynimizin dışarıdaki dünyaya doğrudan bir erişimi yoktur, ancak duyularımız aracılığı ile dışarıyla bağlantı kurar. Algıladığımız duyuları beyinde işler ve gerekli davranışa karar verir. Çarpıklık bazı durumlarda duyu organlarından gelen bilgileri işlemeden önce kendi gerçekliğini üretebilir olmasındadır. Bu gizemli ayrıntı beynin anatomisinde saklıdır. Beynimizin tam ortasında, örneğin gözlerle görme korteksi (beynin en arka bölümü) arasında duyuların değerlendirildiği “talamus” adını verdiğimiz bir odacık mevcuttur. Duyusal bilgilerin çoğu değerlendirilmek üzere ilgili korteks alanına gitmeden önce burada toplanarak bağlantılar kurar. Örneğin görsel bilgiler buradan görme korteksine gider. Bu nedenle “talamus”tan görme korteksine uzanan yollar mevcuttur. Ancak bunun tam tersi olarak görme korteksinden talamus’a olan bağlantı sayısı bunun on katıdır. Böylece dışarıda ne olduğuna ilişkin kortekste oluşturduğumuz hayal ve tahminler de talamus’a iletilir. Talamus bunları gözden gelen bilgiyle karşılaştırır ve farkı tekrar esas oğlana, yani kortekse iletir. Geri gönderilen bilgi beklentilerde yer almayan öngörülmemiş bilgi olabilir. Bu da zihnimizde uyanan bazı nesne, kavram ve olguların gerçek dünyaya uymayabileceğini anlatır. Eğer bunun farkındalığını yaratabilirsek otokontrol mekanizması oluşturabiliriz. Cin, melek, şeytan gibi gerçek dışı olguları gören insanlar bu konuda başarısız olanlardır. Başkalarının zihnini de rehber edinmemek gerekir, çünkü o zihinlerde yanılgı içinde olabilir. Bazılarımız ise bedenlerinde tanımlanamayan bir enerji hisseder ve onunla bağ kurduğunu söyler. Bunlar aslında yalan söylemezler, zihinlerinin yarattığı oyunun kurbanıdırlar. Asıl sorun onların zihinlerinden bağımsız gerçek hayatta böyle bir enerjinin olup olmadığıdır. Sonuçta gerçeklik kriterimiz zihnimiz değil bilim ve sorgulama yeteneğimiz olmalıdır...