Yelkenimizi şişiren yelin “kadrin bilme”

Abone Ol
İnsan olmanın ilk adımı  “kendini bilmekse” ,ikinci adımı da  yapılan iyi şeylerin “kadrin bilmek” tir. İşlerimizi, her hangi  bir  “ilkeler kümesine”  dayalı  “zihni modelle”  yapma  donanımına sahip değilsek, “Dünya  bir gündür; o da  bugündür” anlayışının  ilkelliğinin estirdiği  rüzgârına kendimizi kaptırır; korunması  gereken  değerlerin  kadrin bilemez, israf bataklığına saplanırız.
 
İlgi alanımızın dışında  olanları  görmezden  gelme  ilkelliği  bizi  sığ  denizlerin “negatif seleksiyon” yapan limanlarına götürür. İşimize  yaramayanı  “yok sayma” aymazlığı, yaşadığımız dünyayı  çıkmaza sürükler; günümüzdeki   “iklim değişikliğini” hızlandıran açgözlülük ve sorumsuzluğun  etkileri  gibi sonuçlarla  yüzleşiriz.
 
Onlarca bitki  türünün bulunduğu  makilik alanlarda,  insanlar  işe yarayan her  bitkiye bir  “ad” vermiştir:  Zeytin, defne, turunç , katran, ardıç, keçiboynuzu, sakız,  böğürtlen, laden,  zakkum, menengiç,  koca  yemiş,  mersin ,pırnal gibi…Ekosistemde   daha önemli  işlevleri  olup olmadığını bilmedikleri  öteki   bitkilere “çalılık”  deyip geçilmiştir.  Bilgisizliğin, bilinçsizliğin, sorumsuzluğun   yarattığı  “ kadrin bilmeme”  öteki  bitkilerin  ekosistemdeki  önemine de  değerine  de yapılan  büyük haksızlıktır. 
 
İşimize  gelmeyenlerin, işimize yaramayanların “kadrin bilmeme” insanoğlunu  “erdemden”  uzaklaştıran iflah etmez bir hastalıktır. İlgi alanımızda  olanları yüceltme, ilgi alanımızın dışında  olanları  küçümseme  eğilimi vardır; bu eğilimle  savaşmak da   hepimizin  ortak sorumluluğudur.
 
Ege Yağız’ın hesaplamasına göre  insanlık tarihini  24 saat olarak düşünürsek, bunun 23 saat 40 dakikası avcı-toplayıcı  yaşam biçiminin geçerli  olduğu  zaman  aralığıdır. Geriye  kalanı  13 bin yıllık Tarım Devrimi, 300 yıllık  Sanayi Devrimi  ve  100 yılı bile  bulmayan Dijital Devrim  kapsama  alanıdır. Bütün bu  zaman  boyunca  insanoğlunun  işini kolaylaştıran  varlıklardan  biri  de rüzgârdır. Rüzgârın  yaşadığımız  ekosistemdeki  önemi  bir yana, “rüzgar teknolojisi”  yeni yerlerin, yeni kıtaların,  ürünlerin, pazarların  keşfinin  arkasındaki  doğal enerjidir. Ateşle işleyen  makineleri  icat eden insan, varlığını  borçlu  olduğu rüzgârın  kadrini  bilmemiş, değerini unutmuştur. Bu  duruma   Seyrani  baba  başkaldırmıştır:
Ateş vapurunu icat edenler
Yelken açıp yelin kadrin ne bilsin
Başta çevremizdeki  insanların, sonra da canlı ve cansız bütün varlıkların  kadrin bilmede  Aborjin yerlilerinin  gösterdikleri  duyarlılıktan bile  uzağız…Bir Çift Yürek adlı kitapta  yazar, Avustralya’daki  yerlilerin, yerden  çıkardıkları  patates yumrularıyla  karınlarını doyurduklarında, arta kalan olursa onları toprağı  kazarak  ektiğini; bir kovboy  anlayışı ile  doğanın bitmez tükenmez olduğu algısına  izin vermeden, doğanın döngüsünün  kendini yeniden üretmesi  ilkesine uygun davrandığı  anlatılır.
 
İki  dakika  kendimize  zaman ayıralım  ve soralım: Çevremde  başta insanlar  olmak üzere canlı ve cansız varlıkların   “kadrin  bilme” için  zihnimi  ne kadar  meşgul ediyorum? Soralım  yeter, gerisini  vicdan  terazisini  kullanan  akıl  bulacaktır…