Yaşlılık ve bilgelik

Abone Ol

Geçtiğimiz cumartesi gecesi Galatasaray-Başakşehir maçını seyrediyorum, Galatasaraylı futbolcuların koluna girmiş yaşlı birtakım insanlar GS forması giymişler ekranda görüntüleniyorlar. Meğerse yaşlılar haftasıymış. Florya’daki Galatasaray yurdunda kalan GS lisesinde okumuş veya yakınlarından oluşan, hayata yalnız devam etmek zorunda kalmış bir gurup maça davet edilmişler ve futbolcularla birlikte sahaya çıkmışlar. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 18-24 Mart tarihleri haftası “Yaşlılara Saygı Haftası” olarak kutlanmasına 1982 yılında karar verilmiş. Ülkemizde de kutlanan bu haftadan sanırım yaşlandığımı yeni anladığımdan olacak ancak haberim oldu. Bu haftada insan haklarının yaşlılar için de geçerli olduğunun vurgulanması, yaşlılara yönelik her türlü ön yargının ve ayrımcılığın ortadan kalkması amaçlanmış. Yaşlılık, çoğu zaman yalnızca bedenin yavaşlaması, anlamsız ağrıların artması ve biyolojik çöküş gibi düşünülür. Bunların dışında yaşlılık, zamanla kurulan ilişkinin değişmesi, bilgece bir çağın başlaması, geçirilen deneyimlerin anımsanmasıdır. Yaşlılık biraz da hafızada yaşamaktır. Anılar çoğalır, bazıları silinir, bazıları ise daha parlak hale gelir. Yaşlı deyip geçmemeli, yaşlı insan geçmişinin canlı tanığıdır. Onlara değer veren toplumlar hafızasını korur, vermeyenlerde toplumsal hafıza silinir, çırılçıplak kalınır. Her canlı doğal olarak doğduğunda ölmeye başlıyor, kaçınılmaz sona doğru koşar adım gidiyor. Gençlikte bunlar hiç akla gelmiyor, ne tuhaf!..
Son günlerde gittikçe yaşlanan ancak gönlünce yaşamaktan hiç vaz geçmeyen İlber Ortaylı Hocamızı da kaybettik. “Herkes kendi talihinin mimarıdır” düsturunun savunucusuydu. Türkiye büyük bir entelektüelini yitirdi. Cehalete pek kızar, karşılaşınca da “cahil bu adam” demekten hiç çekinmezdi. Kendisini bir Sivil Toplum Kuruluşuna “Cumhuriyetin kazanımları hakkında” konuk konuşmacı olması için davet etmiştim. Anılarımda son derece tevazu içinde, alçakgönüllü ve nazik bir bilim insanı olarak yer alır. Anmadan geçmeyelim ve Hocayla ilgili çok bilinen gerçek bir öyküyü anımsatalım: İlber Hoca Galatasaray Üniversitesinde dersin bir bölümünde kitaptan makale okumaya başlamış. Okulun eğitim dili sebebiyle Fransızca okuyan İlber Hoca, normal konuşmasından biraz daha yavaş bir şekilde kitabı okumaktaymış. Fırlama bir kız öğrenci parmak kaldırıp söz istemiş ve kinayeli biçimde; “Hocam isterseniz kitabı verin ben okuyayım, dersi daha hızlı işlemiş oluruz” demiş. Tavrını hiç bozmayan İlber Ortaylı öğrencisini kitabı okumak için kürsüye davet etmiş. Kendinden emin tavırlarla kürsüye gelen öğrenci kitabı açmış ama karşılaştığı manzara karşısında adeta yerin dibine girmiş. Kitap Almancaymış ve İlber Hoca eş zamanlı olarak Fransızcaya çevirerek okumaktaymış...
NOT: Bana ufak bir gezi nedeniyle bayram sonrası için bir hafta izin. Bayramınız şimdiden kutlu olsun.