Fransız bir filozof, “yalnız yemek yemek zorunda kalan insan çok zavallıdır” demiş. Sizi bilmem ama ben de pek severim kalabalık, uzun, dost sofralarını. Orada yemek yerken ve hafiften demlenirken edilen sohbetleri. Her sene en az bir kez mutlaka toplamaya çalışırım tüm aile bireylerini sofra başına. Yazın açık havada olursa daha da güzel olur. Yaz aylarında yazlıktaki arkadaşlarımla her hafta en az bir kez toplanırız uzun bir masanın etrafında, genelde de evlerimizin önüne bahçede kurarız çilingir sofrasını. Meze olarak biraz domates, beyaz peynir ve kavun, sıcak yemek olarak da tavuk veya köfte tercihimiz olur. Pahalılığın gözü kör olsun, keseye fazla dokunmasın diye biraz ucuza kaçarız. Yoksa haftada bir de olsa da rakı sofrası kurmak her babayiğidin harcı değildir. Ama ayda bir yöredeki Belediyenin “Balık evine” gidip balık yediğimiz de olur. Yaş aldıkça hayattan aldığın zevkin çeşitliliği de azalıyor doğal olarak. En önemlisi insan kalarak yaşayabilmek, en büyük keyfi o verir insana. Emekli insanların üretimden dışlandığı, acımasız yaşam koşullarının ezmeye çalıştığı bir ortamda, uzun rakı sofraları insanın yalnız olmadığını anımsadığı, dostluğu ve sevgiyi paylaştığı ender yerlerden biridir…
Rakı sofraları üzerine pek çok kişi çok manidar sözler de yumurtlamıştır. En güzeli de hepimizin bildiği enfes başlangıç cümlesidir: “En kötü günümüz böyle olsun”. Bazen de sofrayı kurarken şaka yapılır; “gelirken bir 70’lik alın da başımızda bir büyük bulunsun.” Rakı sofrası sıradan bir yer değildir, ritüeller silsilesi içerir. İlk kadehin kaldırışından bardakların tokuşturuluşuna kadar. Sakiliği rakı adabını bilen yaşça en küçük birey yapar. Sofrada unvanlar önemini yitirir, herkes aynı kadehten hayata bakar. Bu yüzden rakı sofrası dünyanın en demokratik mekânıdır, kibir orada eğreti durur. Varoluşsal bir mekandır, “ne iş yaptığın” değil, “nasıl biri olduğun” ortaya çıkar. Çünkü rakı sofrası, kimliğin soyulduğu, geriye yalnızca insanın kaldığı yerdir. Rakı sofrası aceleye gelmez, zaman doğrusal ilerlemez, sıkça anılar tazelenir ve bulunulan ana eklenir. Dostlarla kurulan rakı sofraları kültürümüzde yalnızca karın doyurmak ve içki masası etrafında toplanmak değildir. Esas olan dertleşmek ve paylaşmaktır, neşe kadar hüzne de yer vardır. Çilingir sofrası onun için derler; insanın ağzının kilidini açar, böylece bastırılmış duygular söze kavuşur. “Rakı masasında yalan uzun süre barınamaz” denmesi bundandır. Masada bazen de susmak gerekir ki konuşmak kadar değerlidir. Belki de bu yüzden rakı sofrası ne tam bir neşe ne de tam bir keder yeridir; insan olmanın ortalamasıdır….