Üç ay sonradan sonra yeniden başlamak!..

Abone Ol

Öncelikle yazının başlığındaki “üç ayı” ve “yeniden başlamanın” nedenini okurlarla paylaşmam gerek.
Öyle ya, kimi meslektaşlarım ve yakın dostlar dışında nereden bilinecek başıma gelenler!.. Öyleyse kısaca bilgilendirmeliyim:

Zaman diliminin başlangıcında, değindiğim gecenin erken saatlerinde eve dönüyorum. Oturduğum binanın sokağında 8-10 basamaklı bir merdiven bulunuyor. İki basamak atlamıştım ki aşağıya doğru uçtuğumu, can havliyle kendimi yan taraftaki çimenlerin üzerinde yüzükoyun uzanmış hâlde bulduğumu hatırlıyorum!..

Kalkmak için bir silkelendim, ne mümkün. Sol bacağımda ağrıyı, ağırlığı o anda hissettim. Bir kez daha ayağa kalkmaya yeltendim ki 15 metre ilerideki evimin giriş kapısına ulaşayım!..

Arkamdan gelen bir çift yetişmese, belli ki birileri gelip beni görene kadar orada kalacaktım.

Acile telefon ettiler, ambulans geldi; doğru Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisine giriş. Sabah servise çıkış ve ameliyatla birlikte alçılı sol bacağımla 12 gün “ikamete rapten” serviste yatış!..

Ucuz atlatmışsın ya!..

“Ufacık bir şeyi” uzattım, değil mi!.. Acil ile ilgili birkaç satır daha yazmalıyım. Belki diğer servislerden başka uzman doktorlar da vardı acil nöbetinde. Ama kısa sürede iki genç doktor bitti başımda. Ne oldu sorgusunun ardından makasla pantolonu kesip çıkardıktan sonra bacağa bakıp;

— Anladılar ne olduğunu!..

İki hasta bakıcıyı çağırıp, sedyeyle koridorları dolaştırıp doğru film çekme ünitesine götürdüler. Doğrusu, sedyeyi kaldırıp indirirken çektiğim acıyı tarif edemem!.. Bunu bilmek için “uzman olmaya” gerek yok ya; sabaha kadar iki şişe serum ile ağrıları hafiflettiler.

Bir ara başucumda konuşurken duyar gibi oldum:

— Hoca, “dizkapağı çanağı etkilenmiş olabilir” diyor!..

Eyvah, dedim kendi kendime! Tahmin edebiliyordum çanaktaki arızanın vahametini:

— İki-üç haftadan önce buradan çıkamam!..

Sabahın köründe, daha acildeyken kızım Duygu geldi. İşe gitmesi gerekirken başucumdaydı. Çamaşır, eşofman, terlikle beraber. Anladım;

— Kızcağızım benden ve annesinden şerbetliydi refakatçilik durumuna.

Bir ara “Ne yaptın baba?” deyip arkasını döndükten sonra iki damla gözyaşı döktüğünü görünce, inanın yüreğim parçalandı:

— Yapacağımı yapmıştım yine işte!..

Serviste ilk ziyaretçilerim geliyor. Yanında asistanı bir gençle birlikte sevgili Yılmaz Büyükerşen. Sonradan öğreniyorum, öğleden sonra randevusu varmış Tıp’ta. Benim de serviste olduğumu duyup uğramış, sağ olsun…

Ertesi gün bu tür “felaketleri” ilk duyan sevgili Ali Akyüz ve beraberinde Atilla Doğan ile Osman Akkiraz. Ali teselli veriyor:

— Büyük geçmiş olsun! Ya dizkapağın parçalansaydı, ya kalçayı kırsaydın. Bu kadarına çok şükür…

Biz de “şükür” diyoruz Akyüz’ün duasına katılarak: Ucuz atlatmışız!..

— Teşekkürlerim yan sütunda…

Teşekkürler hocalara,
arayıp soran dostlara.

Öğleye doğru nihayet Ortopedi Servisindeyim. Ardından hocanın ekibindeki uzman doktorlardan biri geliyor. “Yemek yemek, su içmek yasak!” deyip gidiyor. Eyvallah ama akşamdan kalan susuzluğun ne olacak!..

Neyse ki mesai bitimine yakın, bu akşam yasağın kalktığı müjdesi geliyor. Odam değiştiriliyor bu arada. Ertesi sabah viziteye hoca kalabalık bir ekiple uğruyor yanıma. Çıkıp giderken ekipteki doktorlardan biri aynı yasağı tekrarlayıp çıkıyor. Nedenini kızım Duygu bana söylüyor: Her an ameliyata alınabilirmişim!..

İyi de niye almıyorlar? Onu da öğreniyoruz: Boş yoğun bakım yatağı beklenmekteymiş!..

İyice sıkılmaya başladığım bir mesai sonunda “Hoca” kararını veriyor şükür, doğru ameliyathaneye! Yarım narkozlu olduğumdan çekiç seslerini, vızıldayan delicilerin seslerini duyarak tamamlanıyor operasyon. Teker teker “geçmiş olsun” diyerek ayrılıyorlar masadan…

Baştan beri “Hoca” deyip durdum. Kimdir o sayın “Hoca?”

— Ortopedi Ana Bilim Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Özçelik.

Sayın hocamıza ve kendisine refakat eden uzman doktorlar Zübeyir Akkoyun, Halise Karaman, Eren Akgün ve Çağrı Çalışkan’a sonsuz teşekkürler.

Başıma geleni duyduktan sonra bizzat gelen, aramanın ötesinde telefonla arayan tüm arkadaş ve dostlara da keza…

Bir büyük teşekkür de aileden: Kızım Duygu ve eşi Prof. Dr. Oytun Meçik’e, diğer kızım Rengin’e ve illa ki kardeşim Ersin Arslan’a…

— Böyle bir 3 ayı geçirdik ömrümüzden…