Topuklayanlara farklı bakış

Abone Ol

İktidarın muhalefet üzerine oluşan baskısı tüm zamanların en üst seviyesine çıkmış durumda. “Ya bizim partiye geçersin ya da hapis yatarsın” lafları ulu orta dillendiriliyor. AKP muhalefet partilerinden transfer yapmayı başarı olarak görüyor. Sandık sonuçlarını sandık olmadan değiştirmeye yönelik eylemlerin karşılığının kendilerini yüceltmeyeceğini onlarda biliyor.

Amaç muhalefet seçmenini sandıktan soğutmak olsa gerek. Siyasi ahlak rafa kaldırılmış durumda. Bunun sonucunda muhalefet saflarında üzerlerine gidilen iki tip belediye yöneticisinin veya milletvekilinin olduğunu görüyoruz. Kimisi “AKP’ye geçeceğime paşa paşa yatarım” ya da “bize esaret yakışmaz, dimdik ayaktayız, korkmuyoruz” deyip omurgalı ve insan onuruna yakışır davranıyor, sonuçta tutsak ediliyor. Kimisi de geçmişte söylediklerini yalayıp yutuyor, ezilip büzülerek sosyal medyada özgeçmişini temizleyip yeni bir sayfa açarak ve dahi sürünerek iktidar partisine katılım sağlıyor. Bu ikinciler bu kadar utanmaz, bu kadar insanlık onurundan uzak olamazlar. Bence onlarda farkındalar olan bitenden, bir ihtimal kendileri dışında sevdikleri üzerinden tehdit ediliyor olabilirler. Ya da ortalığa saçılan bunca çirkinliğin görünmeyeceği, hissedilemeyeceği en iyi yerin bizzat o utanmazlığın içi olduğu kanısındalar, onun için katılıyorlar iktidar partisine…


Nereden yaptın bu çıkarımı derseniz aklıma ünlü Fransız yazar Guy de Maupassant’ın öğle yemeklerini hep Eyfel Kulesi'nin restoranında yediği aklıma geldi de ondan derim. Çünkü kuleyi Paris'in estetiğine ve zarafetine büyük bir hakaret olarak gören yazar, bu ironik durumu şu meşhur sözüyle açıklamıştı: "Paris’te Eyfel Kulesi’ni görmediğim tek yer Eyfel kulesinin içi." Tarihi kaynaklarda sert bir eleştirmen olan ve kulenin inşasına karşı çıkan sanatçılar arasında yer alan Maupassant, yapıyı "gökyüzüne dikilmiş trajik bir fabrika bacası" ve "demir yığını" olarak nitelendiriyordu. Kuleye karşı olan bu tutumuna rağmen kuledeki restoranda yemek yemesi, ona "kuleyi görmeden şehrin simgesinden kurtulma" fırsatı veriyordu. Yazarın kulenin silüetinden kaçmak için bulduğu bu zekice ve ironik çözüm, edebiyat tarihinin en bilinen hicivlerinden biri olarak günümüze kadar ulaşmıştır…
Farkındayım, benim AKP saflarına topuklayan zamanın muhaliflerine karşı yaptığım bu benzetme hem Maupassant’a hem de Eyfel kulesine biraz hakaret oldu. Ama teşbihte hata olmazmış, affola…