Ekonomik sıkıntının etkilemediği kesim yok.
Esnaf, tüccar ve sanayici zor durumda…
Çiftçisinden Muhasebecisine, Doktorundan Avukatına hemen her kesim şu sıralar ekonomik sıkıntının yarattığı olumsuzlukları fazlasıyla yaşıyor.
***
Yukarıda saydığımız kesimler iş yapamıyor, önceden yaptığı işin parasını tahsil edemiyor.
Durum son derece ciddi…
İşte böylesine ciddi ve sıkıntılı bir süreç yaşanırken, saydığımız tüm bu meslek sahipleri bir de bağlı oldukları mesleki odalara ödemek zorunda olduğu aidatlarla cebelleşiyor.
***
Hiçbir meslek sahibi, bağlı oldukları odalara gönül rahatlığıyla aidat vermek istemiyor.
Hiçbir meslek sahibi, bağlı oldukları odalara zorunlu olarak verdikleri aidatların bir işe yaradığını düşünmüyor.
Hiçbir meslek sahibi, mecburen verdikleri aidatların, üyelerin çıkarları adına kullanıldığına inanmıyor.
***
İşin kötüsü…
Çoğu bu aidatların gereksiz yere harcandığını düşünüyor.
Çoğu, aidatlarla toplanan paralar sayesinde birilerinin lüks ve rahat içinde yaşadığına inanıyor.
Ve çoğu, odalara ödediği zorunlu aidatları bir nevi haraç olarak görüyor.
***
Büyük bir kesim “Yılda 1-2 kez işimin düştüğü odaya her ay ve zorunlu olarak niçin aidat veriyorum?” diye sorguluyor.
Ekonomi tıkırında olsa, işler ve kazanç iyi olsa mesele dahi olmayacak oda aidatları, ekonomik sıkıntının had safhada olduğu şu günlerde, zor bir süreç yaşayan insanlara resmen batıyor…
***
Kiminle konuşsak:
-“Hükümet niçin ekonomik sıkıntının olumsuz etkisini azaltma adına bir kararname çıkartıp, üye aidatlarının belli bir süre alınma zorunluluğunu kaldırmıyor?” diye soruyor…
***
Hangisiyle dertleşsek:
Herkesin işinin bozuk olduğu şu süreçte, oda üyeleri zorunlu oda aidatlarını, yaşadıkları olumsuzlukların üzerine dikilmiş adeta birer tüy gibi görüyor…
***
Aidatlarını ödeyemediği için uyarılan, icraya verilen, hesapları dondurulanlar daha başka şeyler söylüyor ki, o söylediklerini burada yazmak mümkün değil.
Velhasıl...
İş dünyasında aidatlara yönelik öylesine bir tepki var ki, tıpış tıpış veriliyor olması asapları fena bozuyor...
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
BAKIN BU DA ENTERESAN OLDU...
Eskişehir'de iki emekli sendikası, emeklilerin yoksulluğunu, hak kayıplarını ve taleplerini kamuoyuna duyurmak için ortak basın açıklaması yapmaya karar veriyor.
***
Tüm Emekliler Sendikası ile DİSK Emekliler Sendikası üyeleri söz konusu açıklamayı yapmak üzere bir araya geliyor.
***
Tam basın açıklaması okunacağı sırada CHP'de Kılıçdaroğlu yönetimi ile hareket etme kararı alan milletvekili Jale Nur Süllü açıklamanın yapıldığı alana geliyor ve kendisi bir grup emekli tarafından protesto ediliyor.
***
Bunun üzerine Tüm Emekliler Şube Başkanı Ali Paşa Şanlı ile DİSK Emekliler Şube Başkanı Hatice Kılıç başlıyorlar tartışmaya.
***
Şanlı “Biz kendisini davet falan etmedik. Niye geldi?” diyor, Kılıç “Biz herkesi davet ettik. Niye gelmeyecekmiş?” diyor.
***
Bu arada...
Şanlı'nın Kılıç'a “Seni buraya çivi gibi çakarım” dediği, Kılıç'ın da Şanlı'ya “Sen önce kadınla nasıl konuşulacağını bil, ağzının köpüklerini sil” dediği iddia ediliyor.
***
Olayın üzerinden 3-4 gün geçiyor, Kılıç “Özür dilemezse mahkemeye vereceğim” diyor, Şanlı “İftira atıyor” diyor.
***
Yani...
Emeklilerin ortak basın açıklaması sırasında, alana gelen Jale Nur Süllü'nün protesto edilmesi olayı, tıpkı CHP'yi olduğu gibi, amacı aynı olan emekli sendikalarını da tam anlamıyla bölüyor.
Eskişehir'de bunlar yaşanırken, emekli sendikaları arasında savaşa neden olan milletvekili Süllü NATO zirvesi kapsamında, Ankara'da katıldığı toplantının haberini “Ebedi ve tek önderimiz Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinde özetlediği gibi” diye başlayan bir metinle duyuruyor!
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
FIKRADAN DA KOMİŞ OLMUŞ...
Akşehir belediyesinin geleneksel Nasreddin Hoca Şenlikleri kapsamında temsili hoca “Bu yıl da nasip oldu, hocanın eşeğine kayyum olarak atandık” diyerek başlamış konuşmaya.
Ardından...
"Şerler def olsun, kötüler yok olsun. İşçinin, memurun, emeklinin maaşına zam olsun. İşsizler iş, eşsizler eş bulsun" demiş.
Sonra da...
"Yurtta sulh, cihanda sulh olsun. Filistin ve bütün mazlum halklar özgür olsun. Devletimiz var olsun" diyerek duayı bitirmiş.
Bu sözler, orada bulunan AKP Konya Milletvekili Mehmet Baykan'ın yüzünün asılmasına neden olmuş ve Nasrettin Hoca'yı siyaset yapmakla suçlayarak tören alanından ayrılmış...
Vekilin davranışı hocanın fıkralarından daha komik olmuş...
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,