CHP Milletvekili Jale Nur Süllü’nün konuk olarak çıktığı programı baştan sona dikkatle izledik.
Gerek sorulan sorulara verdiği cevaplardan gerekse CHP ile ilgili yaşananlara yönelik yaptığı yorumlardan anladığımız şunlar:
---
-Mutlak butlan kararının, iktidarın bir operasyonu olduğuna inanmıyor.
---
- Kemal Kılıçdaroğlu’nun butlan kararına neden olduğuna da inanmıyor.
---
- Kılıçdaroğlu’nun butlan kararı ile partinin başına gelmesiyle, AK Parti’nin CHP’yi bölme aparatı hâline geldiğine de asla inanmıyor.
---
- CHP’nin, bir kişinin istikbalini sağlayacak bir parti olmadığını söylüyor. Bunu Kılıçdaroğlu için değil, büyük ihtimalle Ekrem İmamoğlu için söylüyor.
---
- Özgür Özel yönetimi butlan kararına karşı Yargıtay’a gitmeseydi, bugün yaşananların yaşanmayacağını söylüyor.
---
- CHP’den ayrılıp başka partiye gitmek isteyenlerin CHP’yi bölerek, yıkarak gitmek istediklerine inanıyor. Onları asla CHP’li gibi görmeyeceğini söylüyor.
---
- Aslında Kılıçdaroğlu’nun değil, CHP’den ayrılarak başka partiye gidenlerin Erdoğan’a hizmet edeceğini ifade ediyor.
---
-Butlan kararı sonrası parti binasına polisin girmesine Özel yönetiminin neden olduğunu söylüyor. “Direnmeden çıkılacaktı. Sonuçta mahkeme kararı vardı” diyor. Bir müddet sonra ise “Şişli Belediyesini direnmeden teslim ettik. Hâlbuki direnmek için sabaha kadar beklemiştik” diyor.
---
- Baba ocağı olan CHP’yi asla terk etmeyeceğini söylüyor. Ancak CHP’yi bu kadar kutsarken, CHP varken neden DSP’de siyaset yaptığı ve defalarca aday olduğu sorulduğunda, “Ben 2014’te Odunpazarı aday adayı olmak için Yılmaz Hoca’nın davetiyle CHP’ye geçtim” diyor.
---
-Meseleye tarafgir bir şekilde bakmadığını söylüyor. Ancak her soruya verdiği cevapta Kılıçdaroğlu tarafında olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
---
-Tarihin doğru tarafında durulması gibi bir durum olmayacağını, doğru tarafın tarihsel süreçte ortaya çıkacağını söylüyor.
---
- Butlan yönetiminin Eskişehir’de kimseye il başkanlığı teklif etmediğini, “Teklif ettiler, kabul etmedim” diyenlerin doğru konuşmadığını söylüyor. Hatta bunu teşkilat başkanına sorduğunu, “Şimdilik Eskişehir yok” cevabı aldığını söylüyor. “Şimdilik yoksa sonra olacak mı?” sorusuna ise “Bilemem” cevabı veriyor.
---
- “Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz görevden alınırsa ne yaparsınız?” sorusuna, “Talat çok keskin davrandı. Parti binasında koltukları atıyordu. Alınırsa üzülürüm, kendisini koruyamayabilirim” diyor.
---
- Partide ve sosyal medya üzerinden partililerin kendisine karşı çok büyük tepkisi olduğu soruluyor. “Beni ve duruşumu takdir edenler de var” diyor, gelen takdir mesajlarını okuyor.
---
- Kendisinin hiçbir zaman makam peşinde koşmadığını söylüyor. Ancak DSP’den ve CHP’den meclis üyeliği, Odunpazarı adaylığı, Odunpazarı aday adaylığı ve milletvekili adaylığı; makam peşinde koşmadığı gerçeğini çürütüyor. Hatta Kazım Kurt aday gösterildiğinde, parti önünde kurulan darağaçlı protestoda o da vardı.
---
- Bazı sorulara “İki televizyon kanalının ağzı ile konuşmayın” cevabını veriyor. Bir müddet sonra Kılıçdaroğlu’nun bu iki kanaldan birine çıkacağını ve her şeyi anlatacağını söylüyor.
---
- 13 seçim kaybetmiş biriyle bu işin olup olmayacağı soruluyor. İkisinin seçim değil, referandum olduğunu söylüyor.
---
Yukarıda da söyledik.
Programı baştan sona dinledik.
Keşke Jale Hanım bu programa çıkmasaydı.
---
Zira…
Kılıçdaroğlu’nun butlan ile partinin başına gelmesiyle başlayan süreçte yaşananlara, butlan kararına ve sonrasında meydana gelen olaylara ilişkin Kılıçdaroğlu’nu haklı çıkaracak, izleyenleri de buna ikna edecek somut hiçbir şey söylemedi.
Üstelik söylemleri, yukarıda da belirttiğimiz gibi çelişkilerle doluydu.
Programı izlerken Sivrihisarlıların sıkça kullandığı şu söz aklımıza geldi:
“Dört diyor, dokuz diyor, topluyor otuz diyor!”
BENDEN SONRA TUFAN…
Fransızların meşhur kralı 15. Lui, pek bencil ve keyfine düşkün bir adammış.
Halk fukaralıktan kırılırken Lui, sarayında maskeli maskesiz balolar düzenler, av ve dans partileri organize ettirir, çaldırır, oynar, pişirir, yermiş.
---
Ancak bütün zalim krallar gibi, halkının bir gün ayaklanıp ümüğünü sıkacağından da korkmuyor değilmiş.
Bu sebeple, halk arasında bu kötü gidişata dur diyebilecek kişilerin yetişmesine engel olur, adil vicdanların fikirlerini boğmaya çalışırmış.
---
Zaman zaman da çevresindekilere şöyle dermiş:
“Amaaaaan! Ne olursa olsun. Ben yaşadığım sürece taht da benim, tahtırevan da. Sonrasını gelecek olan düşünsün. İsterse tufan olsun.”
İşte “Benden sonra tufan” lafı buradan çıkmış ve pek çok olayı anlatan bir söz olarak kullanılmaya başlanmış.
---
Bugün CHP ne yaşıyorsa, CHP’ye ne yaşatılıyorsa işte o, bilindik bir kişinin “Yeter ki ben olayım. Benden sonra tufan” anlayışı, tavrı, hırsı ve intikam duygusu yüzünden olsa gerek…
“NEDEN?” DİYE SORAN YOK…
Ülkeyi yönetenler çıkıyor:
“Ülkemizin riskini azaltacağız” diyor.
Kimse de kalkıp “Ülkenin riski niye fazlaydı?” diye sormuyor.
---
Yönetenler çıkıyor:
“Ülkemizi güvenli hâle getireceğiz” diyor.
Yine kimse çıkıp “Ülke niye güvensiz hâle geldi?” diye sormuyor.
---
“Üretimin önünü açacağız” deniyor, “Üretimin önü niye tıkalıydı?” diye sorulmuyor.
“Yatırımcıya kolaylık sağlayacağız” deniyor, “Bugüne kadar neden zorluk çıkarıldı?” diye sorulmuyor.
“Kamuda artık tasarruf yapacağız” deniyor, “Bugüne kadar neden savurganlık yapıldı?” denilmiyor.
---
Ne diyelim?
Bu ülkede yaşayanlar, savrulan paraların aslında kendi paraları olduğunun hâlâ farkına varmıyor!