Süllü'den cevap geldi!

Abone Ol

CHP Milletvekili Jale Nur Süllü’nün, Ferdi Zeyrek’in ölüm yıl dönümü nedeniyle yaptığı bir paylaşımı konu etmiştik önceki gün bu sütunlarda.

Paylaşımının altına yapılan 160 yorumun tamamına yakınının tepki yorumları olduğunu, kendisine yönelik bu tepkilerin nedenini ise Kılıçdaroğlu yönetimine verdiği desteğin oluşturduğunu dile getirerek, “Eskişehir, siyasette aidiyetlerin güçlü olduğu bir şehir...

Seçmenin hafızasında siyasetçilerin yaptıklarından çok, son izlenimleriyle anıldığı bir şehir aslında.

Maalesef Jale Nur Süllü, yaptığı siyasi tercihten dolayı Eskişehir’de bu şekilde anılanlar arasına ismini yazdıracak gibi. Keşke vekillik finalini bu şekilde yapmasaydı.” diye bir yorumda bulunduk.

---

Yazımızla ilgili Jale Nur Süllü’den bir mesaj aldık.

Şöyle yazmış:

“Sevgili Murat, yazını okudum.

Suskunluğumun nedeni söyleyecek bir şeyim olmadığından değil.

Oğuz Atay’ın, ‘Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler, ağzına dolar insanın. Sussan acıtır, konuşsan kanatır.’ dizeleriyle anlatabilirim belki.

Bir de bugün Che Guevara’nın doğum günüymüş. Onun bir sözü, tam da belki final dediğin noktada, bir koltuk beklentim olmadığından, ‘Hayatta daima gerçekleri savun. Takdir eden olmasa bile vicdanına hesap vermekten kurtulursun.’ sözü ile açıklanabilir.

Eminim sen, yılların gazetecilik birikimiyle ara boşlukları doldurursun.

Sevgiler.

Bir de eminim aynı deneyimle gerçeklerin, sosyal medya paylaşımları ve bir iki medya kuruluşunun yönlendirmesiyle hınç ve öfkeye dönüşen dijital şiddetten ibaret olmadığının da farkındasındır.”

---

Cevaptan anladığım: “Söyleyecek çok sözüm var ama susuyorum.” diyor Süllü.

Koltuk beklentisi olmadığı için yaptığı tercihten dolayı vicdanının rahat olduğunu söylüyor.

Kendisine yönelik tepkinin ise gerçekleri örtemeyeceğini düşünüyor.

---

Cevap hakkı, cevabı olanların hakkıdır düşüncesiyle Jale Nur Süllü’nün mesajını aynen paylaştık.

Keşke en başında, taraf olmama adına pozisyon alma yerine çıkıp, “Evet, Kılıçdaroğlu yönetimi ile birlikte hareket edeceğim. Bunun nedenleri de şunlardır.” diyebilseydi.

Sanki daha ilkeli bir davranış olurdu...

SİYASETTE DOĞMAMIŞ ÇOCUĞA DON BİÇİLMEZ...

Yıl 1973...

12 Mart 1971’de generaller bir muhtıra veriyor ve Başbakan Süleyman Demirel iktidardan devriliyor.

Muhtıracı generallerin başı olan Faruk Gürler’in amacı “Cumhurbaşkanı” olmak.

Nitekim…

Kara Kuvvetleri Komutanı iken muhtıra verildikten bir süre sonra Genelkurmay Başkanı olan Faruk Gürler, bu görevinden istifa ederek Cumhurbaşkanlığı’na adaylığını koyuyor.

---

Seçimi kazanacağına ve Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacağına herkes kesin gözüyle bakıyor.

Önce kendisine şöyle bir yol açılıyor:

Gürler, Genelkurmay Başkanlığı’ndan istifa ettikten sonra, süresi dolmak üzere olan o günkü Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından “kontenjan senatörü” yapılarak parlamentoya sokuluyor.

Çünkü...

O tarihte, yasaya göre parlamenter olmayan biri Cumhurbaşkanı seçilemiyor.

---

“Eski Orgeneral, yeni Senatör Faruk Gürler” Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanacağından o kadar emin ki yapacağı teşekkür konuşmasının metnini bile hazırlıyor.

Fakat Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Demirel’in müthiş bir direnişi çıkıyor ortaya.

12 Mart Muhtırası’nda şapkasını alarak Başbakanlık’tan giden Süleyman Demirel’in liderliğindeki Adalet Partisi milletvekilleri, kelleyi koltuğa alıp Orgeneral Faruk Gürler’e mecliste oy vermiyor.

---

Dönemin en güçlü adamı olan “askerlerin adayı Faruk Gürler”, ağır bir yenilgiye uğruyor.

Oysa Gürler’in, Çankaya’ya taşınmak için eşyalarını bile hazırladığı biliniyor.

Yaşanan bu olayı Süleyman Demirel şu cümle ile özetliyor:

“Siyasette doğmamış çocuğa don biçilmez.”

---

Yazıyı, bugün 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in ölüm yıl dönümü olması ve önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili tartışmalara ışık tutabileceği düşüncesiyle paylaşmak istedik...

SİYASETİN AYARI BOZULDU...

Maden işçileri mağdur, özel okul öğretmenleri mağdur, emekliler mağdur...

İşçiler, köylüler, esnaf mağdur.

Uzman çavuşlar, stajları kabul edilmeyenler, EYT’de tarihe takılanlar mağdur.

Tüm bunlar, iktidar partisinin halktan iyice koptuğunu gösteriyor.

---

Butlan kararı sonrası CHP’nin başına Kılıçdaroğlu geldi.

Kılıçdaroğlu ekibinin yönetiminde bulunduğu CHP, hem örgütten hem de seçmeninden koptu.

---

MHP deseniz, kurulduğu günden bu yana savunduğu ilkelerin tam tersine çıkışlarla şaşırtmaya devam ediyor.

Sonuç olarak; halktan kopuk AKP, örgütten kopuk CHP ve ilkelerinden kopuk MHP ile ülke siyasetinin resmen rotası da şavkı da kaymış vaziyette sanki...