Siyasette gerçek güç kelimelerin sertliğinde değil, seviyesinde gizlidir

Abone Ol

Siyaset, yalnızca fikirlerin yarıştığı bir alan değildir; aynı zamanda bir üslup, bir dil ve bir temsil meselesidir. Topluma yön veren, kamu adına söz söyleyen kişilerin kullandıkları dil; sadece kendilerini değil, temsil ettikleri kurumu ve hatta demokratik kültürün seviyesini de doğrudan etkiler. Bu yüzden siyasette dil, basit bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir ahlak ve seviye göstergesidir.

***

Nezaket ve zarafet, siyasetin zayıflığı değil, bilakis gücüdür. Kendi fikrini sert şekilde savunurken dahi saygı sınırlarını koruyabilen bir siyasetçi, hem özgüvenini hem de birikimini ortaya koyar. Bu bağlamda kullanılan dil, siyasetçinin entelektüel kapasitesinin, özgüveninin ve temsil kabiliyetinin en görünür göstergelerinden biridir.

***

Ne var ki son dönemde Eskişehir’de yaşanan bazı örnekler, bu temel ilkenin ne kadar kolay göz ardı edilebildiğini gösteriyor. AK Parti İl Başkanı’nın Odunpazarı Belediye Başkanı’na yönelik kullandığı “Kazım Kulp” ifadesi, siyasetin ciddiyetiyle bağdaşmayan, kaba ve seviyesiz bir söylem olarak dikkat çekmiştir. Bu tür ifadeler, eleştiri sınırını aşarak doğrudan kişiselleşen ve değersizleştirmeye yönelik bir dile işaret eder.

***

Ancak benzer bir dilin karşı cepheden de gelmesi, sorunun tek taraflı olmadığını ortaya koyuyor. CHP İl Başkanı’nın AK Parti İl Başkanı’na yönelik kullandığı “paytak paytak” ifadesi de en az diğeri kadar kaba, küçültücü ve siyaset kurumunun itibarını zedeleyici niteliktedir. Bu tür söylemler, siyasi rekabeti fikir düzleminden çıkarıp basit bir atışmaya indirger.

***

Burada önemli olan, kimin önce başladığı ya da kimin daha ağır söylediği değildir. Asıl mesele, siyasetin dilinin giderek sıradanlaşması ve seviyesinin düşmesidir. Kaba söylemler karşılıklı olarak üretildikçe, bu dil normalleşir ve toplumun geneline de sirayet eder. Oysa siyasetçinin görevi, toplumu aşağı çekmek değil, yukarı taşımaktır.

***

Unutulmamalıdır ki; yüksek profilli siyasetçi, rakibini küçümseyerek değil, kendi duruşunu büyüterek öne çıkar. Kelime tercihleri, hitap şekli ve eleştiri üslubu; bir siyasetçinin gerçek kimliğini ortaya koyar. Nezaket, zarafet ve ölçülülük; sadece kişisel erdemler değil, aynı zamanda kamusal sorumluluğun da gereğidir.

***

Eskişehir gibi kültürel birikimi yüksek, toplumsal duyarlılığı güçlü bir şehirde siyasetin dilinin bu seviyeye inmesi, herkes adına düşündürücüdür. Siyasi aktörlerin, kısa vadeli polemikler uğruna uzun vadeli saygınlıklarını zedelememeleri gerekir.

***

Sonuç olarak; “Kazım Kulp” da, “paytak paytak” da aynı sorunun farklı yansımalarıdır. Her ikisi de siyasetin kalitesini düşüren, kurumların itibarını zedeleyen ve topluma kötü örnek olan söylemlerdir.

***

Not- CHP İl Başkanı’nın, AK Parti İl Başkanı’na yönelik kullandığı “paytak paytak” sözleri nedeniyle bir anlamda özür dilemesi kıymetlidir. Umarız başkalarına yönelik bu kötü dili kullanan AK Parti İl Başkanı ve varsa diğer siyasetçiler de özür dileme ve bu dili bundan böyle de kullanmamaya özen gösterir.

MEHMET ÖĞRETMENİN DE KAYBOLUŞU YILLAR SONRA ORTAYA ÇIKARTILIR MI?

Mihalgazi’de Fen ve Teknoloji Öğretmeni Mehmet Ali Örkmez, bundan tam 16 yıl önce, yani 2010 yılının 15 Mart günü kayboluyor.

***

Yaklaşık 1,5 ay boyunca yapılan çalışmalar neticesinde Mehmet öğretmenin nasıl kayıplara karıştığı bulunamıyor. Zira bu süre zarfında ne ölüsüne ulaşılabiliyor ne de dirisine.
Yürütülen soruşturmadan da bir sonuç alınamayınca dosya muhtemelen rafa kalkıyor.

***

Siirt’te büyük bir aşiretin mensubu olan öğretmen Örkmez’in ailesi, çocuklarının kaybolmadığı, kaybettirildiğine dair ciddi kuşkular duyduğunu açıklıyor.

***

Aynı zamanda Eğitim Sen üyesi olan öğretmene ne olduğuna dair süreç içinde sendika tarafından açıklamalar yapılsa da Mehmet öğretmenin nasıl kayıplara karıştığı, başına ne geldiği 16 yıldır ortaya çıkmıyor, çıkartılamıyor.

***

Köşemizi yakından takip eden değerli bir okurumuz, göndermiş olduğu bir mailde “Gülistan Doku, Rabia Naz, Robin Kabaiş gibi faili meçhuller; Tunceli’deki muhteşem savcının dirayeti sayesinde yeniden ele alınıyor. Ama Mihalgazi’de yıllarca önce faili meçhul bir şekilde bir gece yarısı ortadan kaybolan bir öğretmenle ilgili ne arayan var ne soran. Bakanlıkta böyle bir duyarlılık ortaya çıkmışken bunun da araştırılması ve varsa cezasız kalan suçluların cezalandırılması harika olmaz mı?” diye dikkatimizi çekmesi üzerine yazma gereği duyduk...

***

Ne güzel ve yerinde bir öneri değil mi?
Biz de tıpkı Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı’nın yaptığı gibi bir savcı çıksa, rafa kaldırıldığını tahmin ettiğimiz Mehmet öğretmenin ortadan kaybolma davasını yeniden ele alsa; ucu nereye giderse gitsin davayı araştırsa ve gerçekten bu kayboluşun sorumluları varsa bulup cezasının verilmesini sağlasa ne güzel olur değil mi?

***

Umarız olur, umarız öneriyi yapan okurumuz ve bunu aktaran bizler de vesile oluruz...