Şiddeti önlemede politik bir tutum gerekli

Abone Ol

İstanbul Çekmeköy’deki bir meslek lisesinde görev yapan Fatma Nur Çelik öğretmen aynı okuldaki bir öğrenci tarafından katledildi.
Yaşanan olay başta öğretmenler olmak üzere toplumun tüm kesimlerinde çok büyük bir tepkiye neden oldu.
Davranışları endişe yaratan ve olumsuz durumu raporlanan bir öğrencinin kesici aletle okula girmesi engellen(e)medi.
Ne yazık ki Fatma Nur öğretmen artık aramızda yok.
Geride tabutu başında gözyaşlarıyla ona veda eden çocuğu ve sevenlerinin fotoğrafı kaldı.

17 yaşındaki bir gencin rasgele saldırarak cinayet işlemesi çok boyutlu olarak üzerinde durulması gereken bir konu.
Aile ortamı nasıldı, şiddet yaşanan bir ortamda mı büyüdü?
Olay sırasında madde etkisinde miydi?
17 yaşındaki bir çocuğu ‘katil’ olmaya yönlendiren bilmediğimiz nedenler neydi?
Hangi sebeple olursa olsun öğretmenini öldüren, okul arkadaşını ve başka bir öğretmenini yaralayan henüz 18 yaşına ulaşmamış bir çocuktan bahsediyoruz.
Konunun aile ortamı, ekonomik zorluklar ve diğer koşulların araştırıldığı bir ‘toplumsal sorun’ olarak ele alınması gereği ortada.

AVM’ye girerken bile kesici alet kontrolü yapılırken okula kesici aletle girilmesi ‘okulların güvenliğini’ de tartışmaya açıyor.
Diğer yandan veli-öğretmen ilişkilerinde genel iklimin yıllar içinde değiştiğini velilerin öğretmenler üzerinde baskılarının arttığını gözlemlemek mümkün.
Velilerin aşırı koruması altındaki öğrencilerin ‘öğretmenin otoritesini zayıflatan’ bir durum oluşturduğunu göz ardı etmemek gerekli.

Eğitim İş’in Fatma Nur öğretmeninin katledilmesi nedeniyle yaptığı basın açıklamasında bir öğretmen arkadaş öğretmenlere yönelik itaatsizlikle başlayan ve olumsuz bir şekilde tırmanan olayların yaşanmasında “Mesleğin itibarını yerle bir edenler de suçlu” dedi.
Gerçekten de üzerinde durulması gereken bir saptama.
Davranış bozukluğu gösteren, kurallara uymayan öğrencilere öğretmenler müdahale etmekte zorlanıyor.
Veliler çeşitli makamlara ‘şikayet’ etmeyi öğretmen üzerinde baskı aracı olarak kullanıyor.
Okul yönetimleri de yaşananalar karşısında çoğu kez etkisiz kalıyor.

Bahsettiğim protesto eyleminde başka bir arkadaş da “Sağlık görevlilerinin yaşadığı şiddetten sonra sıra öğretmenlere mi geldi” diyerek endişelerini ifade etti.
Tam da birkaç yıl önce bir sokak röportajında kendinden çok emin bir şekilde “Biz artık doktor beğenmeyip doktor dövüyoruz” diyen kişi aklıma geldi.
Sürece bakıldığında “Sağlıkta şiddet azalmıyor, sıradanlaşıyor” denilebilir.
Açıklanan rakamlara göre her gün ortalama 48 ‘beyaz kod’ uyarısı veriliyor.
Bilindiği gibi ‘Beyaz kod’ hastanelerde çalışanlara yönelik şiddeti önlemeyi amaçlayan acil durum yönetme aracını tanımlıyor.
Diğer yandan sağlık kurumlarında da yeterli güvenlik önlemlerinin alınmadığı kesici-delici aletlerle girişlerin engellenmediği görülüyor.
Bu durumda ‘Beyaz kod’ uygulaması da yeterli ve etkili olmuyor.
Sağlık emekçileri de öğretmenler gibi güvenli çalışma ortamı talep ediyor.
Sağlık çalışanları “Biz ölürsek kim yaşatacak” “Yaşamak, yaşatmak istiyoruz” seslenişiyle sorunlarına çözüm bulunmasını istiyor.

Öğretmenler ve sağlık çalışanlarının talepleri aynı noktada birleşiyor.
Çalışma ortamları güvenli değil.
Mesleklerinin itibarsızlaştırılmasının yarattığı politik ortamdan zarar görüyorlar.
Öğretmenlerimiz
Sağlık çalışanlarımız elbette çok kıymetli.
Kamu yönetiminin en kısa sürede şiddet ve ölüm olaylarını tekil konular olarak görmek yerine ‘şiddeti önlemede politik bir tutum’ geliştirmesi gerekli.