Savaş muhabiri aranmıyor!

Abone Ol

Savaş muhabiri aranmıyor! Çünkü onlara yapacak iş kalkmadı. Yapay Zeka yapıyor ne gerekiyorsa. Haberse haber, fotoğrafsa fotoğraf, video görüntüyse âlâsı, “deepfake” dedikleri sesli ve görüntülü aldatmacanın en kanlı canlısı…


Savaş muhabirleri zahmet etmesinler! Hiç olmazsa canlarını tehlikeye atmazlar. Hele bizim coğrafyamızda. İsrail’in keskin nişancıları çocuklar kadar gazeteci öldürmeye pek meraklı. Daha geçen gün Lübnan’da üç gazeteciyi havadan roketle param parça ettiler!
2023’ten bu yana Gazze’de 220 gazeteciyi katletmişler.
Doğru okudunuz: İki yüz yirmi!

Cepheden gelecek sıcak bilgilere de artık kimsenin ihtiyacı yok. Çünkü günümüzde bilgi, olgu değil, dolgu. Gidişata göre algoritmalar tarafından boşluklara konuyor. Herkes kendi niyetine göre algılıyor.

DERİN ŞAŞKINLIK

Hafta içinde bu konularla ilgilenen bir grupla birlikteydim. Uzun uzun konuştuk. Hepsi medyayı yakından izliyor, ama söyledikleri birbirini tutmuyor. Sanki farklı savaşları izlemekteler.
Eskiden bu gibi durumlarda bilgi eksikliğinden yakınırdık. Bilgi arttıkça fotoğrafın netleşeceğini düşünürdük. Bu kez durum farklı: Bilgi geldikçe resim daha da flulaşıyor, anlaşılmaz hale geliyor.
Ne kadar bilgi, o kadar şaşkınlık!
Buna Psikoloji’den esinlenerek “derin şaşkınlık” ya da “derin kafa karışıklığı” diyebiliriz. Bu kez nedeni, bilgi azlığı değil, bilgi fazlalığı.
Normalde gelen bilgilerden ikisi birbiriyle bağdaşmıyorsa şaşırırız. Çelişki büyükse, şaşkınlığımız derinleşir. Ya gelen bütün bilgiler birbiriyle çelişiyorsa? Neyin doğru, neyin yanlış, neyin çarpık, neyin çurpuk, neyin sap neyin saman olduğunu kestiremiyorsanız?
Durumumuz odur! Üstelik yalnızca olgular değil, arkalarındaki dayanaklar da çatışmaktadır.

SAVAŞ MUHABİRLİĞİ

Savaş muhabirliği gazeteciliğin uzmanlık alanlarından biriydi. Ekonomi muhabirliği, magazin muhabirliği, soruşturmacı haber muhabirliği gibi.
Bence, bu uzmanlığın kökleri Homeros’a kadar gider. Gerçi o anlattığı savaşı (Troya) 500 yıl geriden izlemiştir ama, çarpışmaada olanları o kadar ayrıntılı ve çarpıcı biçimde anlatır ki oradaymış ve gözleriyle görmüş sanırsınız!

Modern gazetecilikte savaş muhabirliğinin başlangıcı Kırım savaşına (1853-1856) gider. Haberlerin gönderildiği başlıca merkez İstanbul’dur.
Büyük ülkelerin efsaneleşmiş savaş muhabirleri vardır: Benim ABD’de Yüksek Lisansı’mı aldığım Gazetecilik Fakültesi bunlardan birinin adını taşıyordu: Ernie Pyle. Muhabir olarak İkinci Dünya Savaşı’nda cephelerdeymiş.

Gelmiş geçmiş en büyük kadın savaş muhabirlerinden sayılan Marie Colvin’le dostluğumla övünürüm. 1980’li yıllarda İstanbul’a gelmişti: Libya’da savaşta bir gözünü kaybettikten sonra da savaş alanlarını bırakmamış, Suriye’de hedef alınarak öldürülmüştü.
Colvin savaşın korkunç olgularını “kendi gözüyle” görmenin ve dosdoğru anlatmanın gazetecilik için önemine inanırdı.
Bizim savaş muhabirlerinden Coşkun Aral, Savaş Ay, Namık Koçak, Bedir Seferoğlu ve kadın muhabir Şerif Turgut da tanıdıklarım arasındadır.
İlk kadın savaş foto muhabirimiz, gezgin röportajcı Hikmet Feridun Es’in eşi Semiha Es olabilir. O da kocasıyla birlikte cephelere gitmiş, bombalar patlarken fotoğraflar çekmiştir.
Gerçi basın özgürlüğüne inananlar için günümüz Türkiyesi de bir savaş alanı sayılabilir ama, cephede savaş muhabirliğinin meslek aşkının en somutlaştığı durum söylenebilir.
Daha doğrusu söylenebilirdi.
Derin Şaşkınlık Çağı’nda artık gazetecilere “Git gerçekleri çek!” demiyorlar. “Çek bir ‘deepfake”, kanlı olsun’ diyorlar!