Başlığı böyle yerleştirdim ama okurlarım kesinlikle bunun hesabını soracaklardır!
-Öyleyse ne işin var bilgisayar klavyesinin başında?
Haklısınız. Eğer adı sayılır yaygın medyanın köşelerinde, oradan aktarma olarak internet sayfalarında yazan meslektaşların durumuna bakıyorsunuz eğer belki bana hak vereceksiniz..
Hepimizin işi “gündemdeki” konuları bir köşesinden tutup, görüşlerini okurla paylaşmak üzere yazmak değil midir? Öyledir de “günün konusu” anlamındaki gündem diye bir şey kalmadı ki. Günümüzde, özellikle bugünlerde adı “dakikamatik” olarak değişmedi mi?
Onlardan birini izlerken, “tamam konuyu buldum, şurasından alıp döşeneyim gitsin” diyorsunuz, onunla ilgili bir “Son dakika” gelişmesini karşınızda bulunca ne yapacağınızı, konunun neresinden tutup okurun karşısına çıkacağınızı şaşırıyorsunuz…
Butlanınız batsın!..
Böyle haykırası geliyor insanın gerçekten de…
Bir 6-7 ay var ki, halkımızın yüzde 99.9’unun ne duymuşluğu vardı o hukuk teriminin, ne gazete sütunlarında okuyup, duyduktan sonra anlamı hakkında bir fikri vardı…
Hatta hukuk okuyup, mahkemelerde savunma yapan hukuk insanlarının!..
Ama bir iktidar tezgahı olarak güdümündeki adli sistem eliyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin içine sokuşturuluncaya kadar!.. Anlaşıldı ki CHP’nin 38. Kurultayını anlatmak/sakatlamak için icat edilmiş Arapça bir hukuk teriminin Türkçesiymiş : GEÇERSİZ!..
***
Bir 40 gün kadar oluyor ki, Mutlak (kesin) Butlanın CHP’nin içine “Tahrip Bombası” gibi bırakılmasının ardından:
Önce CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nın kapısının önüne bırakıldı butlan kararı!. Sonradan anlaşılıyor ki, Bay Kemal haberliymiş postacının kapısını bir gün çalacağını. Uzun aldı, okudu ve kapının önüne çıkıp “gururla” yorumladı yetkisiz mahkemenin kararını :
“-Bu günden sonra CHP’nin yeniden genel başkanı benim. Parti genel merkezini, tüm mal varlığını ve kasasını bana teslim edin”
Seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel , Partisini teslim etmemek üzere direndi arkadaşlarıyla. Kemal Bey ise İktidardan ricacı oldu:
“Polis gücüyle olsun, kırıp dökmek pahasına orayı bana teslim edin!”
İstek yerine geldi, Bay Kemal, destekçisi 15-20 milletvekiliyle yerleşti genel merkeze. Özgür Beyse, 120 kadar vekil arkadaşıyla TBMM Grup odasına yerleşti.
Diren Özgür Özel
Belirttiğim gibi 40 günü aşkındır devam ediyor Özel ve arkadaşlarının direnişi. Besbelli ki Kemal Bey’in “ o makamı sonsuza dek bana terkedin isteği” dün itibariyle yeni bir inada dönüştü:
“- Sizin yerinize ben Grup Toplantısı yapacağım.”
Oysa seçilmiş grup başkanı Özgür Özel idi. O da Hakkı olandan vazgeçmedi. Hem de elinden alınan Genel Başkanlık makamını temsil edercesine yaptı konuşmasını.
Ondan öncesi ise gelişmeler ilginçti. Bay Kemal “Meclise gelip konuşacağım” diyerek üç beş yüz kişiden ibaret destekçisine de davet etti toplantıya! Geldiler ama Özgür Özel’in halk desteği onun 10 katı kadarı.
Karşılıklı bekleştiler TBMM girişinden Meclis Başkanlığı ise haklı güvenlik gerekçesiyle toplantılara izleyici alınmasını yasakladı. Sonuç ne oldu:
Bay Kemal durumu görünce Meclise gelmekten caydı, taraftarlarını(!) işgali altındaki Genel Merkeze çağırdı.
-Ne konuştuğu, neler söylediği önemli değil…
***
Özgür Özel ise gruptan önce TBMM girişinde dağılmadan bekleyen Ankaralıların karşısına çıkıp kısa bir “Teşekkür Konuşması” yaptıktan sonra Meclis grubuna yönelik mutat konuşmasını yaptı.
Onun konuşması da önemli değil!..
Anlaşıldı ki CHP Kurultayı kararı aldırıncaya ve sonrasındaki “İktidar yürüyüşüne” devam ettiği sürece daha çok konuşacak.
Diren Özgür Bey, diren.. Yakaladığın rüzgar ve giderek büyüttüğün semen tabanıyla direndiğin ölçüde kazanacaksın!..
----------------------------------