‘Sarı saçlım mavi gözlüm bir daha gel Samsun’dan’

Abone Ol

Başlığa aldığım dizeler, çoğumuz tarafından bilinen bir “yakma türkünün” başlangıcını ve nakaratını ifade ediyor.

Türkünün söz yazarı ve bestesi, son dönemlerin ünlü halk ozanlarından Mahsuni Şerif’e aittir. Dünkü 19 Mayıs kutlamaları nedeniyle radyolarda ve TV programlarında sıkça dinledik.

Kimi zaman coşkuyla, bazen de hüzünle eşlik ettik sözlerin türkü haline getirilmiş dizelerine. En çok da Mustafa Kemal’e bir hasretin ifadesi olarak:

“Bir daha gel Samsun’dan” çağrısı seslendirilirken…

Mahsuni Şerif hangi duygularla, hangi ruh haliyle bestelemiş türküyü, bilinmez. Ozanlarımızın hecelerinde, seslendirişlerinde sözcüklerin anlamı, bütünüyle anlatılmak istenen kişiye göre değişir. Hatta;

“-Zamanın ruhuna göre de…”

Ben de dün dinlerken günümüzün halet-i ruhiyesiyle dinledim o türküyü. Hem hüzünlendim hem de gelecek kuşaklar adına umutlandım.

Bugün, dün 19 Mayıs’tı!..

Evet, Mustafa Kemal Paşa’nın, 107 yıl önce o gün, zamanın padişahı tarafından “özel görevlendirmesiyle” Anadolu’nun bir Karadeniz ili olan Samsun’a ayak bastığı gündü.

Görevlendirme; İstanbul’u kısa süre önce diğer emperyalist Avrupa devletleriyle birlikte işgal eden İngilizlerin isteği ile olmuştu. Görev:

-Rum Pontus çetelerinin dağıtılmasıydı.

Oysa Paşa’nın niyeti başkaydı. İstanbul’da bulunduğu süre içinde, kimi silah arkadaşlarıyla yaptığı görüşmeler sonucu zihninde giderek şekillenen düşünce çok farklıydı!..

Çeteleri dağıtmak kolaydı. Mesele, İstanbul’u işgal kuvvetlerinden kurtarmanın ötesinde, özellikle onların güçlendirmesi sonucu Yunan işgal kuvvetlerinin İzmir’i işgali sonrasında Anadolu’da uyanmaya başlayan halk direnişini, yer yer dağlarda ışıklanmaya başlayan

“-Çoban Ateşleri”ni alevlendirmek, Anadolu’yu işgalcilerden kurtarmaktı.

O nedenle kumanda edeceği kolordunun merkezi Samsun’da 3-5 günden fazla kalmadı. Kendisine refakat eden karargâhı ile Anadolu içlerine yürümeye başladı.

Havza yolunda otomobilleri bozulunca, yayan devam ederken yollarına söyledikleri bir türkü eşlik ediyordu küçük kafileye:

“-Güneş ufuktan şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar!”

“Bu ülke, (bu Cumhuriyet) en zor anlarda vazgeçmeyenlerle kuruldu. Bazı anlarda mesele ‘başlamaya cesaret’ etmektir.”

Yukarıdaki satırlar, CHP’nin “Tutsak Cumhurbaşkanı Adayı” Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mayıs kutlama mesajının özeti gibidir.

Gazi Mustafa Kemal Paşa örneğinde olduğu gibi:

-Türk milletine güvenerek “başlamaya cesaret” etmiştir Atatürk ve başarmıştır.

Ata’nın ilk ve son 19 Mayıs’ı.

Yukarıdaki ara başlığa bir ek yapalım: Ne zaman başlamıştır 19 Mayıs kutlamaları?

Benim bildiğim, aklımın erdiğinden bu yana “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı” olarak!..

Oysa bir köşe yazısından öğreniyorum ki kutlamalar, 20 Haziran 1938’de kabul edilen bir yasadan sonra başlıyor. Bir başka hatırladığım da şudur:

Atatürk hastadır, Savarona yatında ömrünün son aylarını geçirmektedir. O 19 Mayıs günü Harp Okulu öğrencileri, bindikleri gemilerle yatın önünde toplanmış, gidip gelerek yatın önünden geçmektedirler tezahüratları eşliğinde.

M. Kemal Atatürk sesleri duyar, kendisinin güverteye çıkarılmasını ister. Bir koltuğa oturarak onları el sallayıp selamlar.

Aramızdan ayrılışına yaklaşık altı ay vardır. Belki de Samsun’a çıkışının gençlik bayramı olarak ilan ve kabul edilişinden haberi de yoktur.

Büyük Önder, belki de haberdar olmayarak, kurduğu ordunun genç teğmen adaylarının kendisini son kez selamlamalarını birkaç damla gözyaşı ile izlemektedir.

Bu satırlarla, bugünün gençleri ile birlikte tüm halkımızın “Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı”nı, yüce Atatürk’e minnet duygularımla kutluyorum.

-Yaşasın kurduğu Cumhuriyet ve özgür bir vatan armağan ettiği Türkiye Cumhuriyeti Devleti…