Planlar “aptallık tuzaklarına düşmemizi” önler

Abone Ol

Haddimi aşmaktan sakınırım. İnsan doğasının kendini abartmaya dönük bir yanı olduğunu bildiğimden, “büyük lokma ye, büyük konuşma” öğüdünü veren halkın akıl birikiminin uyarısını zihnimde diri tutarım. Zihnimi ne kadar diri tutmaya uğraşsam da, insanoğlunun “hatadan mutlak arınmasının” imkânsızlığını bildiğim için eksiklerimin olacağını, yanlışlar yapabileceğimi bir an olsun akıldan çıkarmama gayreti gösteririm.

Sakarya okuru için kaleme aldığımız yılın son yazısı “Yeni yılın hedefi ‘aptallıktan sakınma’ olmalıçağrısını yapıyordu.

Yarattığınız algı

Yılın bu ilk yazısı, “temennide bulunmanın zihninizdeki sınırları, kendinize yaptığınız yatırımla doğru orantılıdır” genellemesinden yola çıkarak, kimilerinin “haddi aşma” diye değerlendirebileceği bir çağrıyı içeriyor. Bu çağrı Sakarya okuyucusunun yabancısı olmadığı bir temennidir. Çok yazdığımız bir konudur: Bir kentin imar planları yoksa, var olan planlar da ödünsüz uygulanmıyorsa, o kentin genelinde kasaba kültürünü aşması zordur; yönetenler işlerin iyi yapıldığı algısını yaratabilir; ama asla gerçek anlamda gelişme yaratamaz” genellemesi üzerine kurgulanmıştır.

Yaşadığımız kentle ilgili “anlam ürettiğimiz” iddia ediyorsak, kentin seçilmiş ve atanmış yöneticiysek, bir sivil toplum örgütünün yönetiminde yer almışsak, yaygın ve yerel medyalarda söz söylüyor kalem oynatıyorsak iddiamızı test edecek yüzleşme özgüvenine sahipsek, geçen hafta Oksijen gazetesinde yer alan Özge Öner’in yazısını mutlaka okumalıyız. Okumak da yetmez kendi içimize yolculuk yaparak sorgulamalıyız. Sorgulamak da eksik kalabilir, konunun uzmanlarıyla da tartışarak yönümüzü ve yerimizi belirlemeliyiz.

Cambridge gibi dünyanın prestijli üniversitesinde doçent olan Öner, yazıya başlarken, “Plan devre dışı bırakıldığında hayat doğrudan sertleşir, kira artar, ulaşım aksar, kamusal alan daralır, şehir nefes alamaz” diyor.

Öner, şehir ve bölge planlarının teknik bir mühendislik işi olmadığını; acele etmeyen yavaş bir akla dayandığını, slogan üretmediğini, kestirme sonuçlar sunmadığını, hesaba kitaba dayandığını, karşılaştırmalar yaptığını, ölçüye dayandığını ve en önemlisi de durup sorarak ilerlediğini, akılcı ilerleyişin bazıları için rahatsız edici yönüne dikkat çekiyor.

Planlar neden rahatsız eder?

Öner, plancının ve planın rahatsız edici özelliklerini de sıralıyor:

· “Her yere her şeyi yapabilme” fikrine sınır çizer.

· “Keyfiliği törpüler

· “Aceleyi yavaşlatır.”

· “Siyasetin mutlak tasarruf alanını daraltır.”

· “Yalnızca mekân düzenlemesi değil, etik bir pozisyondur

· “Ne yapılabileceğinden çok ne yapılmaması gerektiğini hatırlatır”

· “Plancı kamusal alanın hudutlarını önemseyip kısıtlı bir kesimin refahı ve istikbaline vakfedecek her eylemin önünde bilgiye dayalı set çekebilme temayüllü siyasi iradenin de hudutlarının altını çizer”

· “Plan, ‘burada yoğunluk artmaz’, kıyı kamusaldır’, ‘yeşil alan korunmalıdır’ dediğinde, teknik bir görüş olmaktan çıkar; bir sınır çizgisine dönüşür

· “Rahatsız eden, plancının hesap yapması değil; hesap sormasıdır.”

· “Bu karar kimin yararına, bedelini kim ödeyecek? sorusunu sorar”

· “Bugün kazanılan ne, yarın kaybedilen ne olacak?”

· “Plancının vicdanı, kısa vadeli çıkarlarla uyumlu değildir.”

· Önemli olan, “planlamanın taşıdığı ahlaki dirençtir

· “Plancılar, çoğu zaman bir rejimin hızına karşı yavaşlığı, keyfiliğine karşı ölçüyü, bazen de kimsenin sahiplenmek istemediği kamusal sorumluluğu temsil eder

Okumak kendimize yatırımdır

Paylaştığımız yazıyı ne kadar ustaca özetlersek özetleyelim, eksiği olacaktır. Haddimizi aşmak için değil, kendi temennilerimizin özgürlüğünü kullanarak şu çağrıyı yapma hakkını kullanalım: Plan yapmanın suç değil sorumluluk olduğunu, kamu yararının canlı bir ortak dil aracı haline gelmesini, ülkenin uzun dönemli geleceğini güven altına almanın gerçek yollarından bir olduğunu bir an bile akıldan çıkarmamalı. Özge Öner'in yazısını okumalı; okumak da yetmez, erişebildiğimiz insanlara okutmalıyız. Planlamanın, “ piyasanın yerine geçmek için değil; piyasanın ve siyasetin sınırsızlaşmasını engellemek için var olan” araç olduğunu içselleştirmeliyiz. Yetmez, planlamanın devre dışı bırakılmasının sadece kaynak kullanımında kaos yaratmadığını, yaşamın bütün derinliklerinde belirsizlik, güvensizlik ve çaresizlik ürettiğini, toplumsal kırılganlıkları arttırdığını da akıldan çıkarmamalıyız. Okumak kendimizi yatırımdır; kendini imar etmeden başkasının eksiğini söyleme, “karpuz keserek yürek ferahlatma” yolunda ilerleyen “şark kurnazları” kervanına katılmak olmaz mı?