Müslüman ve Hristiyan iki bilgeye kulak verelim

Abone Ol

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İlhami Güler (*) “inanç odaklı siyasetin” üç olası sonuç yaratabileceğini söylüyor:

“Kişisel veya kurumsal ‘Temsil’ yolu ile yani dini değer, sembol ve kavramlara (Allah, Kur’an, İslam, Ayet, Hadis...) aleni atıf yaparak Tanrısal gücü arkasına alan siyasi erk, cehaletle birleşen samimiyet veya art niyet ile tağutlaşabilir (***) (teokrasi),
Temsil makamı veya kişi, halkın dini duygularını istismar ederek manipülasyon ile kendine destek veya özel çıkar sağlar,
Mutlak hakikate haiz olduğuna inanan/zanneden temsil makamı veya kişi kolayca zora/şiddete başvurabilir (iç savaş).”

Bu tehlikeli yolda ilerleyenler toplum enerjisini israf eder. O nedenle İlhami Güler özetle paylaşılan şu sonuçlar için hepimizi uyarır:

• Kur’an açısından bir amelin/eylemin siyasi, hukuki, iktisadi, ahlaki veya ibadi olması açısından bir fark yoktur: Hepsi, “Salih Amel” olarak isimlendirilir.
• Müslüman olan Muaviye ile Hristiyan Makyavelli siyasi kandırma, kurnazlık, kumpas ve hinlik olarak tanımlamış ve uygulamışlardır.
• “Devletin dini adalettir” doğru sloganı gereği “Ahlaki laiklik” veya “Rahmani siyaset”tir: dini değerlere atıf yaparak siyaset yapılmamalıdır.
• Ahlaka dayanan, dogmatik olmayan gerçekçi ve açık (mubin, hikmet-i baliğa, burhan, beyyine, delil...) bir dildir.
• Siyaset yapanlar, Tanrı’nın, Kur’an’ın, Peygamber’in, Ayet’in, Hadis’in veya şeriatın ve Hilafet’in arkasına gizlenmemelidir.

David Brooks’un çağrısı

David Brooks, muhafazakar bir ABD’li yazar. The New York Times’da (**) geçen yıl yer alan yazısında diyor ki, “Asıl mesele dinsel ve din dışı maneviyatı siyasetten nasıl ayıracağımız değil, bunları birbiriyle doğru bir ilişki içine sokacağımızdır.” Abraham Kuyper’e gönderme yaparak, toplumun aile, devlet, eğitim, kilise ve iş dünyası gibi farklı alanlardan oluşmasına dikkat çekiyor. Kuyper’e göre alanların hepsinin üzerinde nihai yetki Tanrı’ya aittir, ancak her alanın kendi mantığı, kendi iş yapma tarzı ve kendi otoritesi vardır. Toplum, her bir alan ötekine saygı gösterirse iyi işler. Toplumdaki herhangi bir alanın bilişsel ve duygusal yükünü öteki alan taşıyamaz.

Din ile siyaset ilişkisinin nasıl kurulacağını ve nelere ihtiyacımız olduğunu anlatırken tutarlı bir teoriye olan ihtiyacın altını çizer. Tutarlı bir teorimiz yoksa;

• Seçim siyasetini manevi bir savaş gibi görmeye başlarız.
• Umudun yerini korku alır.
• Ahlaki eğitim süreci altüst olur; inanç, umut ve sevgi gibi değerler değil, düşmanlık, fetih, hakimiyet ve ilkesiz tutkular hakim olur.
• Halk coşkuya bağımlı hale gelir.
• Yıkıcı bir senkretizm, yani bağdaştırmacılık ağır basar; çatışmacılığı besler.
• Aşırı derecede iki yüzlülüğün önünü açar.
• İnsanlar günahın gücünü hafife almaya başlar.

Biri Müslüman ve diğeri Hristiyan olan iki bilgenin dediklerine biz ne diyoruz? Vicdanımıza sormalıyız.

() Prof. Dr. İlhami Güler, “Samimiyet ve sahtekârlık kıskacında siyaset-din ilişkisi”, Karar, 29.09.2025
() David Brooks, “Tanrı ile siyaset arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeliyiz”, The New York Times, aktaran: Oksijen, 03.09.2025
() İslam söyleminde haddini aşma, azgınlık, hakkı ve doğruyu tanımayan güç, sistem ve put.