Geçtiğimiz birkaç yazı öncesinde, Eskişehir Çevre Derneği Başkanı Sadık Yurtman dostumuzun açıklaması üzerine bir yazı yazmıştım. Açıklamanın konusu, ülke genelinde “sorgusuz sualsiz verilen maden ruhsatlarıyla” ilgiliydi.
Doğal olarak Eskişehir’i konu alıyordu Yurtman. Altın başta olmak üzere diğer maden arama ruhsatlarını eleştirdikten sonra ilçeler bazında ruhsatlandırma alanlarının hektar üzerine bilgilerini veriyordu ilgilenenlere!..
O yazımda ben de Sarıcakaya’yı (altın nedeniyle) irdelemiştim. Orada ruhsat verilen saha 676 hektardı. Ben de eklemiştim:
Sakarya Vadisi’ne sıkışmış bir ilçenin toplam alanı ne kadar olur ki?
Seyitömer’e takviye mi?
Diğer 5 ilçede “maden” için ayrılan alanlar çeşitli büyüklükteydi. Aklımdan geçmişti ama yazıya eklemeyi unutmuştum!
“- Meğer ilimizin altı üstü madenmiş!..”
Ama bir ilçe var ki, orada ayrılan maden sahası diğerlerinin toplamına eşit: O ilçe Mihalıççık! Tamı tamına 6 bin 581 hektar!..
Şöyle bir düşündüm 70 sene öncesini. İlçe sınırları içinde Avusturyalıların işlettiği “Başören Krom Madeni”ni hatırladım. (Büyükbabam orada amele çavuşluğu yapmıştı.) Oradaki krom üretimi kamyonlarla Alpu’ya gönderiliyor, oradan da tren-vapur yolculuğu ile Avusturya’ya…
Başka? Bir de yaklaşık 40 yıl öncesinde “açık ocak” çalışan küçük bir kömür madeni işletmesi… Onu da ilimizde kömürün ısınma aracı olarak kullanıldığı yıllarda az miktarda il merkezine gelmesi nedeniyle hatırlıyorum!..
Yeni kuşak hemşerilerimiz, diğer bölümünün ise Kütahya Seyitömer’den sağlandığını anımsayacaklardır! Araya girmişken ben de hatırlatmış olayım:
Seyitömer’de rezervler ne durumda bilmiyorum ama oradaki termik santralin hâlen üretimde olduğunu biliyorum!.. Bizim yakın çevremizde termik santral bulunmadığına göre, oradan çıkarılan kömürler Seyitömer’e gönderiliyor olmalı…
Bizim basına ne demeli?
Belki biraz uzun tuttum ama “esas konuya” gelmek için bu ön bilgileri vermek zorundaydım!..
Belki biliyorsunuz, bilmiyor da olabilirsiniz! Çünkü ben de haberi birkaç haber kanalında televizyonlardan öğrendim. O da başladıktan üç gün sonra.
Haklarını arayan maden işçileri Eskişehir’den Ankara’ya yürüyor!..
Allah Allah!.. Ne maden işçisi, ne Eskişehir’i, ne Ankara’sı? Niye bizim gazetelerde (pardon, medyasında) böyle bir haberi okumadım!..
Biraz kurcalayınca öğreniyorum ki, Eskişehir’in yürüyüşle doğrudan ilgisi yok!.. O hâlde?
Yürüyenler; Eskişehir’in uzak ama en eski ve en ünlü ilçesi Mihalıççık’ta bulunan (adını andığım) kömür madeni emekçileri, yani madenciler…
Haberimiz olmamış. O küçük kömür ocağı 40 sene öncesinden bu yana büyümüş de işletme olmuş, hatta bir madenciye kiralanmış! Kiralanmış da henüz tam bilmediğimiz termik santral için üretim yapıyor…
İlimizin milletvekili sayın Utku Çakırözer’i yazı arasında aradım. “Sen ne yaptın?”ı sorgularcasına…
Ben de bir süre yürüdüm maden işçisi hemşerilerimle…
“Helal olsun!.. Başka destek var mıydı bizimkilerden?” sorusuyla kurcaladım kendisini:
Jale Hanım da Meclis’te kendileriyle görüştü!..
“Olacak o kadar” diye düşündüm. Babası, Malıçlı rahmetli Cahit Denker’in kızı değil mi sayın Süllü? Ona da helal olsun!..
Öyle derler ya; “yalın ayak, başı kabak” dokuz gün sürdü emekçilerimizin Ankara yürüyüşü. Neydi amaç? Toplu sözleşme uyuşmazlığı falan değil!..
Kimi üç, kimisi beş aydır maaş alamıyordu. Çoluk çocuk açtılar yani! İşverenin ise hiç de umurunda değildi yokluk, açlık…
İçim acıdı onların o durumunu görünce. Bir de bizim medyamızın hâlini görünce elbet!