Maskeli balo

Abone Ol


 
Kâbus gibi bir 2020'yi geride bıraktık. 
Sanki insanlık için en uzun yıldı. 
Kara bulutların yerini "korona bulutları"  aldı ve hayatı "maskeli balo"ya döndürdü. 
İnsanlık için her günü kâbus, her gecesi, eskilerin "Şeb-i Yeldâ" dedikleri "bitmeyen gece"... 
Neler yaşandı, kim bilir daha neler yaşanacak! 
 
*  
Geçenlerde Batıkent'deki parkta yürüyorum. 
Bir adam... 
Yürüyüş yolunun kenarındaki banka oturmuş yaşlı bir adam. Şapkayla maske arasına sıkışık gözleri ıslak. 
Yıkık yüzü, derin ve ağır düşünceler içinde. Belli bir şeyler demirli yüreğinde; hüzün soluyor. 
Önündeki telefondan bir şarkının nağmeleri geliyor kulağıma.  
Cem Karaca'nın sesine benzetiyorum. 
"Beyaz atlı şimdi geçti buradan
Süvarisi can evinden vurulmuş
Çıksın dağlar, taşlar gayri aradan
Beyaz atın süvarisi yorulmuş" 
İnsana kendi hiçliğini hissettiren bir an. Ve akşam güneşi birden gölgeleniyor gözlerimde.  

Parkta yürümeye devam ediyorum. 
Karşımdan iki genç kız geliyor;  biri şişmanca.  Kafalarında kavak yelleri, şen şakrak, fıkır fıkırlar.  
Maskeleri var ama çenelerinde.  
Her dolaşmada karşılaşıyoruz. Ben de mesafe olsun düşüncesiyle yanlarından uzaklaşarak geçiyorum. 
Bir ara şişman olanı, "Fredi'nin Kâbusu"  filminde kâbusa maruz kalmış kız havalarında önüme dikiliyor. Azarlarcasına: 
-Amca sen bizden mi kaçıyorsun?  
Bir an şaşırsam da asabıma "çüş" diyorum. Aylardır televizyonlar "mesafe...mesafe..." diye diye içimizi şişirmiş. 
Şimdi de mesafe bırakacağım derken bu genç kızdan azar işitiyorum. Sonra kendimi toparlayıp: 
-Ah be kızım,ben sizden kaçmam ama şu koronanın gözü kör olsun! 

İstanbul / Şarku'l Avsat gazetesinin haberi: 
"Koronavirüs yüzünden lokanta ve kafeler kapanınca, yiyecek bulamayan sıçanlar çaresiz kalıp iyice saldırganlaştı.  Aralarında savaşlar patlak verdi. Hattâ bazıları da hayatta kalabilmek için yamyamlaştı." 
  
Kendi aramızda bu haberi konuşurken görevden yeni dönen asker akrabam, 
-Sorma amca, dedi; geçenlerde hanım mutfaktan, "İmdaaat! Yetişiiin..." diye çılgınlar gibi bağırmaya başlamasın mı? 
"Tamam" dedim, "...namussuz teröristler buraya da geldi." Silahı kaptığım gibi koştum. 
Hanım köşeye büzülmüş, yarı baygın, deliler gibi tepiniyor. 
"Hani, kim, neredeler?" diye bağırdım. Parmağıyla işaret etti. 
Ne göreyim?  
İki koca sıçan, arkada yavruları, tiyatro seyreder gibi bizi seyrediyorlar. 
Hanım, sıçanı görmeyi boş ver, lâfını bile duyduğunda bayılan cinsinden... İlk onu kurtarıyorum. 
Dönüp geldiğimde sıçan ailesi halen mutfakta. Hiçbir şeye aldırmadan köşe bucak yiyecek arıyorlar.    
Birini gördüğünde kaçacak delik arayan bu davetsiz misafirler, kışalamama rağmen tınmıyorlar. Bir süre karşılıklı bakışıyoruz. Özellikle büyük sıçan tehditkâr tehditkâr dişlerini gösteriyor. 
Yine de acıyıp birer parça peynir attım.. Kaptıkları gibi, balkon kapısının aralığından tin tin çekip gittiler. 
Sonra da düşünceli düşünceli,  
- Bizim evin altı lokantaydı; korana belâsından kapandı. Sonra da: 
-Kör olası açlık.... dedi. 

Bu sefer çarşıdayım. 
Kaldırımın iyice daraldığı bir yerde yaşlıca bir hanım karşımdan geliyor.  Sürtünerek geçmemek ve mesafe bırakmak için birimizin kaldırımdan inmesi gerek. 
İnmek için fırsat kolluyorum ama araçlar vızır vızır; çiğnenmek işten değil. 
Kadının yaklaştıkça korku ve telâşı artıyor. Üstüne yırtıcı bir hayvan geliyormuşçasına bakıyor bana doğru. Biraz daha yaklaşınca aniden kaldırımdan aşağı atıyor kendini.  
Sonra acı bir fren sesi...bir közün üstüne basmışçasına irkiliyorum.  
Şükür son anda ezilmekten kurtuluyor kadıncağız. Sürücü: 
-Uyuma be abla uyuma, önüne bak! diye bağırıyor. 
 Kaldırımdan değil de uçurumdan atlamış sanki; yüzü allak bullak kadının. 
 Ellerini iki yana açarak bana kötü kötü bakıyor. 
 - Kaldırımda korona belâsı, caddede de  siz trafik canavarları...Aranızda kaldım vallahi !