Leyleklerin göç dansı başladı

Abone Ol

Sevgi öyle bir ilaçtır ki hem vereni hem de alanı iyileştirir.

Psikiyatrist Karl Menninger

Uzun gagaları, bir o kadar uzun ince bacakları, sürmeli gözleriyle leylekleri bir başka severim. Bir tarihte, yaralanmış bir leyleğin hayatına minik bir dokunuş yaptığım için onu çok yakından tanıma imkânım da olmuştu. Gözlerinin çevresindeki siyah sürmeye hayran kalmıştım. Onlar baharın müjdecisi, neşe kaynağıdır. Her yıl on bin kilometreden fazla yol katederek tekrar aynı yuvalarına dönen bu narin kuşlar gerçekten de insanda hayranlık duyguları uyandırır.

Leyleğin yuvasının bozulmaması gerektiğine dair inanç, kutlu bir kuş olarak kabul edilen leyleğin kutsal topraklara gidip geldiğine inanılmasının yanı sıra, evi ev ahalisiyle birlikte koruyan, bereket getirici bir “iye” olarak algılanmasındandır. Çatıdaki yuvanın evi yangın ya da ateşten koruyacağı, yuvası bozulduğu takdirde evi yangından korumayacağına dair inanç çok iyi bilinmektedir. “Kutsallığına inanılan hayvanların öldürülmesi ya da yuvalarının bozulması, evin kutunun, bolluk ve bereketinin yitirilmesine sebep olacağı anlamına gelmektedir.” biçiminde leylek çevresinde gelişen inançlar, leyleklere bir kutsama getirirken doğayı da korumaktadır.

Şimdilerde semalarımızda onların göç dansları yaptıklarını gözlüyoruz. Gidiyorlar, çünkü artık besin kaynakları azalıyor, havalar soğuyor; sıcak ülkelerde yaşamlarını sürdürecekler. Sağ kalanlar bir dahaki bahara yine, yeniden bizlerle olacak. Umarım hepsi de sağlıkla göç hedeflerine ulaşır ve bir sonraki baharda bizlerle buluşur.

Leyleklerin gelişi insana nasıl neşe, mutluluk veriyorsa, gidişleri bir o kadar hüzün, keder ve elem veriyor açıkçası. Çünkü onların gidişiyle önce hırçın sonbahar yağışları gelecek, ardından havalar soğuyacak ve hem insanların hem hayvancıkların dertleri katlanarak artacak. Yaz aylarının rehaveti, tembelliğinin yerini kışın hırçınlığı, acımasızlığı alacak. Oldum olası sevmem soğuğu ve kış aylarını. Ama işte!.. Doğanın döngüsü... Yapacak bir şey yok...