Laiklik sadece anayasada yazılı bir ifade olarak kaldı

Abone Ol

Ülkemizde ve dünyada çok önemli siyasi gelişmelere tanıklık ettiğimiz bir dönemden geçiyoruz.
Sınırları belirleyen haritalar değişirken bazı ülkeler de yönetim şekillerine müdahale eden emperyalizmin baskısı altında bağımsızlıklarını koruma mücadelesi veriyor.
Modern yönetim anlayışının temeli olan ‘laiklik’ talebi ise toplumların ‘hukuk güvencesi’ arayışı ile anlam bulan önemli bir ‘direnç alanı’ haline geliyor.
Bu noktada sınır komşularımızda yaşanan iç savaşlar ve rejim değişikliği arayışlarında bölgedeki ‘tek laik ülke’ olmamızın önemli bir cesaretlendirici unsur olduğunu göz önünde tutmak gerekli.
Bulunduğumuz coğrafyada laik, demokratik, sosyal hukuk devleti kimliği ile örnek bir ülke olmamıza karşın ne yazık ki son yıllarda laiklik ilkesine aykırı çok sayıda düzenleme ile karşı karşıyayız.
Bu bağlamda laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü toplumsal hafızadan silmek için de çeşitli girişimlerde bulunuluyor.

Güncel bir tartışma konusu olan ara tatilde birinci ve ikinci sınıf öğrencilerine karne yerine “Gelişim Raporu” verilmesi konusu önemli bir başlık olmayı hak ediyor.
İkinci dönemin sonunda ortaokul 5. ve 6. sınıflara, liselerde 9.ve 10. sınıflara da Gelişim Raporu verileceği açıklandı.
Gelişim Raporunda Mustafa Kemal Atatürk’ün, İstiklal Marşı’nın, Türk Bayrağının ve Gençliğe Hitabenin yer almaması çok büyük bir tepkiye neden oldu.
Gelinen noktada Milli Eğitim Bakanlığının “İdeolojik öğrenci yetiştirme” politikasının uygulamada olduğu söylenebilir.

Diğer yandan geçtiğimiz günlerde THY çalışanlarının rozet takmalarının yasaklandığı haberleri çıkmıştı.
Oysaki THY personelinin resmi üniformasında Atatürk rozetini taşıması çok anlamlı bir görüntü oluşturmaktaydı.
Ancak ‘tüm rozetler yasaklanarak’ Atatürk rozeti de kaldırılmış oldu.

Tam da ara tatilde Gelişim Raporundan büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün çıkarılması konuşulurken başka bir konu gündeme geldi.
Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) üniversitelere gönderdiği 12 Ocak 2026 tarihli resmi yazıyla “Cuma namazı saatlerinin ders, sınav ve uygulamalarla çakışması durumunda düzenleme yapılmasını” istedi.
Bu düzenleme, geçtiğimiz 10 Kasım’da Atatürk’ün aramızdan ayrılışının yıldönümü olan anma saatinde sınav koyan Anadolu Üniversitesi’ni hatırlara getirdi.
Üniversite, toplumdan gelen yoğun tepkiler sonrasında sınav saatini değiştirmek durumunda kalmıştı.
Cuma namazı konusunda hassas olanlar “Atatürk’ü anma saati” için aynı duyarlılığı ne yazık ki göstermediler.
YÖK’ün bahsedilen yazısında:
Anayasanın “Din ve vicdan özgürlüğü” ile ilgili 24. Maddesi ve “Eğitim öğretim hakkını” düzenleyen 42. Maddesine atıfta bulunuyor.
Anayasanın bu maddelerinin ‘laikliğe aykırı bir genelgeye referans alınmasını’ siz okuyucuların takdirine bırakıyorum.
“Laik ve bilimsel üniversite” anlayışıyla bağdaşmayan genelgeyi üniversite yönetimlerinin nasıl uygulayacaklarını zaman içinde göreceğiz.

Genel olarak bakıldığında ‘Eğitimde laiklik ilkesine aykırı’ olan çok sayıda proje halen yürürlükte.
Dinci yapılarla sürdürülen protokoller çerçevesinde ÇEDES örneğinde olduğu gibi din görevlileri, imam ya da vaizler okullarda derslere giriyor.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile Atatürk devrimleri, evrim teorisi müfredattan çıkarılmış durumda.

Uygulamalar gösteriyor ki laiklik ilkesi neredeyse artık sadece anayasada yazılı bir ifade olarak kaldı.
Laik yönetim anlayışıyla taban tabana zıt olan uygulamalar nedeniyle duyarlı olan toplum kesimlerinde güçlü bir tepki oluşacak mı, bekleyip göreceğiz.