‘Köprüleri sattırmam’ geyiği ne zaman başladı derseniz!..

Abone Ol

Günceli takip etmeye çalışan okurların belleğinde “köprü satma” tartışması kuşkusuz taptaze duruyordur. Ne var ki güncelliği meselesi konusunda o kadar emin değilim!..

Vakti zamanında güncellik günlerce sürüp gider, bizlerle birlikte halkımız çeşitli yönleriyle konuyu ağızlarda sakız gibi sündürüp dururduk. Bir süre sonra da unutulup gider, yeni bir “güncel” ile oyalanmaya başlardık!

Ya şimdilerde derseniz;

Güncel konuların önemi saatlik oldu!

Sabah başka, öğle sonrası bir başkası, gecenin TV programlarında bambaşka. Ertesi günü bir başkası. O nedenle ortaya atılan konulardan hangisini önemseyip ele alıp yazsak, zorluğu köşe yazarlarını bir hayli zorlamakta.

Hele de benim gibi haftada bir ya da iki yazanlar için daha da müşkül bir durum!.. Belki farkındasınız; kimi meslektaşlar gibi ben de geçmişle bağını koparmamak adına nostalji ile karışık kendi gündemimizi yaratmaya, yazmaya çalışıyoruz:

Belki günümüze yararı olur beklentisi içinde!..

Böyledir cuntanın adaleti!

Yıl 1983 ve yılın son çeyreğinde, kasım ayı falan! 12 Eylül 1980 Darbesi’nin Kenan Evren önderliğindeki 4 faşist generali tarafından yönetiliyor halkımız. Önce, epey sonra bir anayasa yapıyorlar. Anarşiden yılgın halkımızın yüzde 90’ı aşan oylarıyla kabul edilen ve yürürlüğe giren Anayasa (1982).

Kenan Evren de anayasal Cumhurbaşkanı!

Paşa hazretleri ve yönetimindeki cunta, emekli general Bülent Ulusu başbakanlığında ülkeyi 3 yıl yönettikten sonra “Bu kadar yeter, yönetimi sivil siyasilere devrederek seçim kararı” alırlar.

Ama bir şartları vardır: Darbe öncesi siyasi partiler kapatılmıştır ve aynı isimle seçimlere giremeyeceklerdir. Artı, o partilerin liderleriyle birlikte önde gelen siyasi kimlikleri de siyaset yasaklısı olmuşlardır!

Yasaklanan partilerin liderlerinin de görüşleri alınarak merkez sağ-sol partilerle dine ve milliyetçiliğe dayanan partiler de yasak kapsamındadır. Ayrıca yeni partilerin kurucular kurulu üyeleri de “denetimden geçirilecek”, “Cuntanın vetosuna” uğramamış olanlarla ne âlâ! Örnek;

İsmet Paşa’nın oğlu Prof. Dr. Erdal İnönü…

Necdet Calp, Özal’a karşı!

Seçim öncesi süreç böyle geçtikten sonra, üç partiye ve liderine “siz katılabilirsiniz” kararı çıkacaktır. Onlar;

Ulusu Hükümeti’nin ekonomiden sorumlu bakanı Turgut Özal’ın Anavatan Partisi (ANAP),
İsmet İnönü’nün Başbakanlık Müsteşarı Necdet Calp’ın Halkçı Partisi ve
12 Mart Darbesi’nin Ziverbey İşkence Merkezi’nin ünlü komutanı Necdet Sunalp’ın Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP).

İlki (ANAP) iddialı şekilde dört eğilimi (sağ, sol, dinci ve milliyetçi seçmeni) temsil ediyor. Halkçı Parti’ye CHP’nin belli tabanı ve MDP’ye ise AP ve MHP’nin seçmenleri kalıyor.

O günleri yaşamayanlar inanamayacaktır belki ama o seçim ve öncesindeki seçimlerin liderleri (Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş), seçimin son günlerine doğru TRT stüdyolarında bir araya gelip yaptıklarını, yapacaklarını anlatıp seçmene son sözlerini verirlerdi.

Oturumun bir yerinde, ANAP lideri (kendisi başbakanlığında ülkede ilk özelleştirmeleri yapan) Turgut Özal “Boğaziçi Köprüsü’nü de satacağım” demez mi! HP’li lider Necdet Calp celallenip yumruğunu önündeki masaya vurarak;

Satamazsın, sattırmam!..

Böylece siyasi tarihimizin ilk “Satarım-sattırmam” geyiğine tanıklık etmiştik milletçe.

Size CHP lideri Özgür Özel ile Tayyip Bey arasındaki polemiği hatırlatmıyor mu?

NOT: Özal köprüyü satamamış, üstelik 2’ncisini de yaptırmıştı.