Konu insan olunca!

Abone Ol

İnsan akıl ve düşünme yeteneği olan, dille ve sözle anlaşabilen en gelişmiş canlıdır.

Sekiz buçuk milyara yaklaşan nüfusuyla dünyaya hâkim olmaya çalışan bu tür, varlığı kutsanmış canlı olarak kendini tanımlarken, aynı zamanda çevresini ve doğayı en fazla tahrip eden varlıktır.

Son 200 yılda bu tahribat öyle bir noktaya vardı ki, kendini sürekli yenileyen doğa bile, şaşkın durumda.

Sanayileşme ve buna bağlı olarak şehirleşmenin getirdiği yük ile kirlenen toprak, su ve hava, dünyanın önümüzdeki yüzyılda yaşanamayacak derecede kirleneceği tahmin edilmektedir.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki insanda dünya gibi, inanılmaz bir hızla kirleniyor.

Televizyonlarda, gazetelerde ve sosyal medyada karşılaştığımız görüntüler bir yana, dezenformasyonu bir silah gibi kullanan ülkeler ve şirketlerin hızına ulaşmak mümkün değil artık.

İki hafta önce kabul edilen Türkiye’nin ilk iklim kanununu, yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadele adına kabul edilen kanunun, ne getireceği ne götüreceği bir bilinmezlik içindeyken, etkileri ülkeyi ne yöne sürükleyeceği ise tam bir muamma.

Partiler, vakıflar ve derneklerin karşı çıkmasına rağmen, iki iktidar ortağının oylarıyla meclisten geçerek yasallaşan bu teklif; Muhalefet milletvekili Suiçmez’in, bu kanun “doğayı para karşılığı kirletme yasasıdır. İklim krizine değil, sermayenin krizine çare üreten bir kanundur.” Diyerek bu yasaya dikkat çekti.

Diğer yanda, TEMA Vakfından yapılan açıklama ise “Kaybeden doğa ve insan oldu. TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen yasayı iklim kanunu olarak görmüyoruz. Bu yasa ile emisyon ticaret sistemi düzenlenmiştir. Emisyon azatlımı, fosil yakıtlardan çıkış, adil geçiş planı, uyum politikaları ve gelirlerin toplum yararına kullanımı gibi kritik unsurları içermeyen ve iklim krizine bütüncül yaklaşmayan bu yasanın Anayasa Mahkemesi’nden dönmesini umut ediyoruz.” Diyerek, yasanın ülkeye faydadan çok zarar getireceğini ifade etmiştir.

Bizde, bu iklim kanunun ticari açıdan, küçük gruplara fayda sağlayacağını, ülkenin kaynaklarının verimli şekilde kullanmanın ötesinde bazı şirketlere imtiyaz sağlanacağını düşünüyoruz.

Daha çevreci, eşit ve hakkaniyet gözeterek alınacak kararlar, köye, kasabaya, kente daha yararlı olacağına inanıyoruz.

Her zaman olduğu gibi konu insan olunca, insanın insana, doğaya ve çevreye verebileceği zararı tahmin etmek gerçekten imkansız.

Ancak ortak bir akılla ve yüzde doksanlara varan çoğunlukla, toplumun iznini alarak güvence altına alınan kanun ve kararların, kağıt üzerinde kalmayacak şekilde uygulanması hepimizin dileğidir.

Kaldı ki bu durumda dahi, kalan yüzde 10’luk dilimin bile çekincesine kulak vermek demokrasinin vazgeçilmez unsuru olduğunu unutmamak lazım.

Konu bugün iklim, yarın, toprak öbür gün su veya yönetim olur.

Temelde değişen bir şey olmayacak.

Sömürü ve tüketim bütün hızıyla devam edecek.

Lakin yeni dünya düzeninde değişen tek şey insan ve insanlığın geldiği noktadır.

Bu nokta ise bu çağa yakışmayan “dediğim dedik çaldığım düdük” diyerek emrivaki yapılan her şeydir.