Bütün yüzyıllarda aynı sayıda gün vardır; ama bazı günler, aylar, yıllır ve yüzyıllar İlber Ortaylı’nın müthiş anlatımıyla “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı” diye nitelenince, günleri saymaktan vazgeçer, o yüzyılda yaşam serüvenindeki büyük kırılmaları zihnimizde öne çıkar, zaman tanımlarımız değişir.
Aile geçmişlerimizi ve kişisel yaşamlarımızı yoklayalım; Yemen’den, Fizan’dan, Galiçya’dan, Girit’ten, Mora’dan, Magrip’ten, Maşrik’ten, Prometo efsanelerinin yaşandığı Kafkasya’nın güneyinden kuzeyinden, Galiçya’dan, Kırım’da mütevazı Bahçesaray’ın hükmettiği yerlerden binlerce insanın evinden barkından, tarlasından tapanından, köyünden, kentinden kopup korkuların selinde yeni bir yurt, tutunmak için toprak bulma peşinde çektikleri çileyi düşünelim. Bugün Eskişehir’de hangimizin derisini kaşısak altında bir sürgün, bir göç, yitirilmiş varlıklar, yaşanmış korkuların tortuları yoktur ki!
Kaygılarım yok diyemem
Yeni bir en uzun yüzyılın eşiğinde olduğumuzu düşündüğümü söylemezsem kendime karşı dürüstlüğümü yitiririm.
Yıllar önce Sakarya okurları için yazdıklarımı bugünlerde çok yazıyor; dilimin ulaştığı her yerde anlatıyorum.
Sovyetler Birliği’nde Gorbaçov iktidarının ilk dönemlerinde, ünlü Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov “Isık Göl Formu” düzenlemişti. Ülkemizden de Yaşar Kemal ve Zülfü Livaneli toplantıya çağrılmıştı. Alvin Toffler ve Heidi Toffler de konuklar arasındaydı. Konuklara Kırgızistan’ ın geleneksel oyunu “Kızı Tut” gösterisi sunulmuştu.
Atlarına binmiş genç kızlar ve delikanlılar başlangıç noktasında işaret verildiğinde kovalamaca başlıyordu. Belirlenen çizgiyi kadar delikanlılar göz tuttukları kızı yakalamak için çabalıyordu. Delikanlı kızı tutabilirse mutlu sona erişiliyor; tutamazsa delikanlı atını dizginliyor; genç kız de delikanlıyı kırbaçlıyordu.
Toplantıya katılan Gorbaçov’a Heidi Toffler sormuştu : “ Genel Sekreter bu ne biçim kadın-erkek ilişkisi?”
Bayan Toffler’in sözü biter bitmez Gorbaçov anında yanıtlamıştı: “ Sayın Toffler, oyundaki filozofiyi anlamadınız mı? Eğer güçlerinizi belli bir noktaya kadar kontrol altına alamazsanız, döner sizi kırbaçlar. Ülkemizdeki insanların hayata bakışları budur…”
Gücünün sınırlarını bilmez, gücü kullanmanın doğru zamanını seçmez ve gücü kullandıktan sonra bize nasıl geri döneceğini hesaplamazsak kırbaçlanmaktan kurtulamayız.
Beni ne korkutuyor sevgili dostlar? Gerçekliğine bir zerre kadar inancı olmayan insanların, bir türlü aşamadıkları küçük çıkarlar nedeniyle ağızlarını doldurarak yanlışı savunmaları ve o yanlışı tekrarlamamaktan en küçük bir utanç duymamaları…
“Tanrının amacı, sokak insanını Sokrates yapmaktır”
Trump ve benzerlerini izlerken Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr. İlhami Gürel’in cümlesini zihinlerimizden hiç çıkarmamalıyız: “Tanrı’nın amacı sokak insamını Sokrates yapmadır”
Kendine ayna tutmasını bilmeyenlerin en uç nokta, en tehlikeli örneği Trump. Tehlikeli, çünkü dünyanın en büyük kaba gücüne hükmediyor. Füzelerinden uçaklarına, uydu iletişiminden savunma sistemlerine, gemilerinden, yeri delen toplarına hepsini kullanabiliyor.
Trump ve benzeri felaketlerle bizleri yüzleştiren “kendi ihmallerimizi” öncelikle sorgulayalım… İlhamı Gürel’in örnek gösterdiği Sokrates gibi ne olduğunu, nasıl olduğunu ve niçin olduğunu sorgulayarak sorumluluklarımızı yerine getirelim.
Geçen hafta sizlerle paylaştığım İsmet Paşa’nın “siyasette tamiri imkansız hata yapılmamalı” sözünü önümüze koyalım: Dindar biriysek, dinin esasının adalet, merhamet ve vicdan olduğunu bilerek gücü kötüye kullananlarla ilgili yapabileceklerimizi düşünelim. Yapabileceğiniz bir şey yoksa, hiç olmazsa seçimden seçime verdiğiniz oyumuza sahip çıkalım. Çocuğunuza ayakkabı alırken gösterdiğiniz özeni, bir ülkenin kaderini teslim edeceğimiz insanları seçerken göstermiyorsak, “ Hakkında bilgin olmadığı şeyin ardına gitme…” diyen Kur’an ayetine göre yeriniz neresi olabileceğini düşünelim. Eğer dindar değilsek, “Sana yapılmasını sen de başkasına yapma!” ilkesini çiğnemenin bize ve topluma nasıl döneceğini düşünelim… İyi niyetli cehaletle art niyetli ihanetin aynı yanlış yola sürüklediğini araştırarak, inceleyerek ve gerçekliğin nerede olduğunun izini sürerek ilerleyelim.
Belli bir noktaya kadar dizginleyemediğiniz güç döner, sizi kırbaçlar… Bu kadim Asya insanının uyarısını unutmayalım!