İnsan ve toplum

Abone Ol


İnsan doğuştan bireyci ve çatışmacı değildir. Evrimsel olarak hayatta kalabilmek için tek başına takılmak yerine iş birliği yapmamız gerektiği beynimize kodlanmıştır. Çatışmadan kaçmak ya da karşı saldırıda bulunmak da beynimizin duygusal bölümündeki amigdalamız aracılığı ile seçeneklerimiz arasındadır. Saldırı riskli olmasına karşın kaçmak yaşamda kalmak için daha güvenilir bir davranıştır. Ancak özel mülkiyete dayalı ve özellikle mal edinme güdüsüyle donatılmış toplumlarda insanlar bölünmüş ve çatışmacı bireylere dönüşmektedir. Bu nedenle insan doğasının yansıması olarak özel mülkiyete dayalı bir toplumu haklı ve meşru göstermek gerekir. Dolayısıyla toplumdaki ahlaki çöküşü önlemek için tek başına eğitim kesinlikle yetmez, toplumun sosyo-ekonomik yapısını deriştirmeniz gerekir. İnsanlar arasında ahengi sağlayabilmek, uyumlu bir toplumsal düzen yaratmaya bağlıdır. Acil olarak adil gelir dağılımını gerçekleştirmek, yaşanabilir bir ekonomik düzen yaratmak zorunludur. Eğer toplum insanı yaratıyorsa, insanlar da toplumu yaratmanın etkin özneleri olmalıdırlar…
Toplumu yaratacak insanın önce kendisini yaratması gerekir. Jean-Paul Sartre, “insan kendini seçer” derken; insan, içinde bulunduğu koşulları aşarak bir anlam üretebilir demek ister. Karl Marx ise toplumsal yapıların insanların üretim ilişkileri üzerinden kurulduğunu söyler, yani toplum insan eylemlerinin tarihsel bir ürünüdür. Aslında toplum ve insan ilişkisinde tarihsel bir döngü vardır. Önce insan toplumu kurar, sonra o toplum insanı biçimlendirir, biçimlenen insan kendisini aşıp toplumu yeniden kurmaya çalışır. Beynimizin plastisitesi, nöronlar arası kurulan sinapslar, onun toplum tarafından şekillendirildiğini anlatır. Ancak beyin reflekslerini sorgulayabilir, alışkanlıklarını değiştirebilir, kendini yeniden gerçekleştirebilir. Yani toplum, beynin donanımını oluşturur ama birey o donanımın nasıl kullanılacağını kendisi belirleyebilir. Eğer bir toplum korku üretirse, ortam korkan beyinler üretir. Yok özgürlük üretirse sorgulayan beyinler yaratır ki ilerlemenin baş koşuludur. Bu yüzden mesele sadece felsefi değil, biraz da biyolojiktir. Nasıl bir toplum kurarsan, öyle beyinler yaratırsın. Elbette insan, toplumun ürünüdür ve çoğu insan toplumun oluşturduğu kalıba uygun kalır. Ancak bazı beyinler o kalıbı kırar, değişimi öngörür ve tarih dediğimiz şey de zaten bu kırılmalarla ilerler…