İnsan olma günü

Abone Ol

Hafta sonu yurdun dört bir yerinde “Sevgililer Günü” kutlamaları yapıldığından bir de “İnsan Olma günü” kutlansa nasıl bir dünya olurdu diye aklıma düştü. Öyle ya, doğarken biyolojik olarak insan yavrusuna benzesek de “insan olmak” hayli zaman alıyor ve hiç de kolay değil. Eğer bir gün, takvim yapraklarında “Sevgililer Günü” gibi “İnsan Olma Günü” yazsaydı, o gün aynaya bakmak bir ritüel olurdu. Çünkü insan olmak, doğmakla tamamlanan değil, her gün yeniden seçilen bir eylem olarak beliriyor. İnsan olmak sadece biyolojik bir durum değil, vicdan, empati, merhamet, paylaşım gibi yüksek değerleri taşıyan ahlaki bir durumdur. Belki insan olma gününde birine çiçek alma yerine kimseye haksızlık yapmamayı konuşurduk. Alınan hediyenin değerini değil, davranışımızın insana yakışıp yakışmadığını tartışırdık. O zaman sorardık kendimize “bugün birini mutlu edebildim mi” ya da “kimseye zarar verdim mi acaba” diye. Böylece aşkın dar çerçevesinden bakmanın ötesinde insanlığın geniş ufkunu görmeyi denerdik…
Mesela “İnsan Olma” gününde insanlığın tüm değerlerinin en yücesinin adil olabilmek olduğunu anlardık. Belki o zaman devletin gücünü değil, insanlığın onurunu konuşurduk. Sahip olmayı değil, paylaşmayı kutsardık. “Ben” yerine “biz” demeyi öğrenirdik. Sevgililer gününde yaşadığımız sınırlı sevgiyi tüm dünyaya yayar, onu büyütürdük. Bence İnsan Olma Günü’nde gündeme şunlar gelirdi: Gücüm varken adil kalabildim mi? Haklıyken merhamet gösterebildim mi? Susmam gereken yerde konuştum mu, konuşmam gereken yerde sustum mu? İnsan olmak, bir başkasını araç kılmamak demektir. İnsanı “işe yaradığı için” değil, sırf insan olduğu için değerli görmek demektir. Bu değer, piyasanın ölçüsüyle, siyasetin diliyle, kalabalığın alkışıyla belirlenmez. İnsan onuru, pazarlık konusu değildir. Belki böyle bir gün, bize şunu da öğretirdi: İnsanı yücelten şey üstünlüğü değil, sınırını bilmesidir. Hata yapabileceğini anlayıp doğruyu aramasıdır. Kendi çıkarına ters düşse de adil olmaktan vazgeçmemesidir. “İnsan Olma Günü”, romantik bir kutlamanın ötesinde, vicdani bir muhasebe olurdu. Belki en sonunda şunu anlardık: İnsan olmak bir kimlik değil, bir yükümlülüktür. Ve dünya, insan olmayı başarabildiğimiz ölçüde yaşanabilir bir yer olacaktır…