Her yiğidin yoğurt yeme yöntemi vardı ya

Abone Ol

Yıllar önce Kurtuluş Mahallesi’nde kapalı pazar yeri ihtiyacı doğar.
En uygun yer, Milli Emlak’a ait bir arazidir.
Belediye burayı bu amaçla ister, Milli Emlak da hiç ikiletmeden yeri tahsis eder.
Tahsis edilen yere kapalı pazar yapılır, çevre halkı da bu pazardan yıllarca yararlanır.
***
Yıllar sonra kapalı pazar binası eskir, yıpranır ve depreme dayanıksız hale gelir.
Belediye, depremde yıkılma riskine karşı yenisini yapmak üzere binayı yıkar.
Ancak bina yıkılır yıkılmaz, valilik büyükşehir belediyesine bir yazı gönderir; söz konusu arsanın Milli Emlak’a geçtiğini ve üzerine belediye tarafından herhangi bir yapı yapılamayacağını hatırlatır.
***
Bunun üzerine belediye, yıktığı eski binanın yerine yenisini yapacağı kapalı pazar için bakanlıktan yer tahsisini talep eder.
Bakanlık, bir imza ile iki dakikada verebileceği tahsisi iki yıl boyunca yapmaz.
Çünkü işin içine siyaset girmiştir.
Çünkü yerin tahsisini yapacak olan, iktidar partisinin bakanlığı; tahsisi isteyen ise muhalefet partisinin belediyesidir.
***
İktidarın bu tavrı açıkça “Ben istemediğim, izin vermediğim sürece sen hizmet yapamazsın” anlayışıdır ve bu olayla net bir şekilde ortaya çıkmıştır.
Nitekim AK Partili bir belediyenin aynı yöndeki tahsis talebini ertesi gün karşılayan bakanlık, sırf muhalefet partisine ait olduğu için Eskişehir Büyükşehir Belediyesine yer tahsisini bir türlü yapmaz.
***
İşte bu tavır üzerine Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, kendince çareyi AK Parti İl Başkanıyla birlikte Çevre Bakanına gitmekte bulur ve iki yıldır verilmeyen yer tahsisi, bakanın yanına gidilmesiyle iki dakikada verilir.
Böylece iktidarın “Ben istemediğim, izin vermediğim sürece sen hizmet yapamazsın” tavrı adeta somutlaşmış olur.
***
Bu tavır bilinmesine rağmen Ayşe Ünlüce’nin AK Parti İl Başkanıyla birlikte bakanın yanına gitme tercihi bazı çevreler tarafından uygun bulunmaz.
“Devlette işler böyle yürümez. Devlet görevlileri, kamu ve vatandaş yararına olan izinler için seçilmiş insanları ayağına getirme mecburiyetinde bırakamaz.” eleştirileri yapılır.
Ayşe Ünlüce, bu eleştiriler üzerine çok konuşulan ve hala hatırlarda olan şu sözü söyler:
“Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır!”
***
Aslında bu söz (Her ne kadar aynı düşüncede olmasak da), “Ben Eskişehir’e yapacaklarımın önüne çıkarılan kasıtlı ya da kasıtsız hangi engel varsa, o engeli kaldırmak için gerekirse bakanların yanına da giderim; bu doğrultuda AK Partililerle uzlaşma içinde de olurum” düşüncesinin açık bir ifadesidir.
***
Ünlüce’nin tarif ettiği bu “yoğurt yeme yöntemi” kapsamında, gerektiğinde AK Partililerle uzlaşma ve anlaşmanın da mümkün olduğu bu sözlerle ortaya konmuştur.
Sonuç olarak Ayşe Ünlüce’nin, kendi ifadesiyle, yoğurt yeme yöntemi artık netleşmiştir.
Merak edilen ise Eskişehir’deki AK Partililerin ona karşı nasıl bir “yoğurt yeme yöntemi” izleyeceğidir.
***
Her ne kadar olayın çok da masum olmadığını tahmin etmekle birlikte herhangi bir kasıt unsuru olmadığını düşünüyor olsak da, ESKİ’de yaşanan olay sonrası takınılan tavır, Eskişehir’deki AK Partililerin yoğurt yeme yönteminin ne olduğunu açıkça göstermiştir.
***
Ayşe Ünlüce’nin ESKİ olayı sonrası AK Partililerin tavrı karşısında maruz kaldığı durum, uzlaşma ve anlaşma odaklı yoğurt yeme yönteminde bir değişikliğe neden olmuş mudur, bilemiyoruz.
Bildiğimiz şu ki:
AK Parti’nin kendisine ve diğer muhalefet belediyelerine karşı “yoğurt yeme yöntemi” nin hiç değişmediği ve bundan sonra da değişmeyeceği gerçeğidir.

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

KÖY ENSTİTÜLERİ ÖNEMLİYDİ ÇÜNKÜ...

Köy Enstitüleri önemliydi çünkü Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri olan kırsal cehalete doğrudan ve pratik bir çözüm getiriyordu.
***
Köy Enstitüleri önemliydi çünkü o dönemde nüfusun büyük kısmı köylerde yaşıyor, ancak eğitim imkanları son derece sınırlıydı. Bu kurumlar, köyden gelen öğrencileri yetiştirip tekrar köylere göndererek eğitimin yayılmasını hızlandırdı.
***
Köy Enstitüleri önemliydi çünkü sadece okuma-yazma öğretmekle kalmayıp üretim, tarım ve teknik becerileri de eğitimin parçası haline getirmesi çok yenilikçiydi. Bu yaklaşım, köylünün kendi kendine yetebilmesini ve bulunduğu çevreyi geliştirmesini sağladı. Yani eğitim doğrudan günlük yaşamı iyileştiren bir araç haline geldi.
***
Köy Enstitüleri önemliydi çünkü fırsat eşitliğine katkı sağlamasıydı. Köy Enstitüleri sayesinde, normal şartlarda eğitim alma şansı olmayan pek çok çocuk öğretmen, yazar ve aydın oldu. Bu durum toplumsal hareketliliği artırdı ve kültürel gelişimi destekledi.
***
Kısacası, Köy Enstitüleri sadece bir eğitim projesi değil; aynı zamanda toplumsal kalkınma, eşitlik ve modernleşme açısından ileri görüşlü bir modeldi.

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,