Koza Altın, Sarıcakaya Bilal Habeşi Mahallesi sınırları içinde altın ve bakır madeni açmak istiyor.
Cengiz Holding’e ait ETİ Bakır A.Ş.’nin de Alpagut Atalan bölgesinde bir altın ve bakır madeni var.
***
Her iki madenin bölgede tam anlamıyla yıkıma neden olacağı, bölgede suların ve toprağın zehirleneceği, tarım alanlarını yok edeceği ve biyolojik çeşitliliği ortadan kaldıracağı endişesi var.
***
Bu endişeyi aylardır TEMA’dan tutun da Baro’ya, belediyelerden tutun da mühendis odalarına, çevre derneklerinden sivil toplum kuruluşlarına ve değişik siyasi görüşe sahip partilere kadar toplumun çok büyük bir kesimi sürekli dile getiriyor.
Bu madenlerin açılmasını onaylamayan hemen herkes, “Sakarya Vadisi yok olmasın.” diyor.
Bir tek AK Parti’den söz konusu madenlerle ilgili olumlu ya da olumsuz bir ses çıkmıyor.
***
Eski Enerji Bakanı olan Eskişehir milletvekili Fatih Dönmez bu konuya hiç girmedi.
Milletvekili Ayşen Gürcan da ona keza madenlerle ilgili ağzını açmadı.
Nebi Hatipoğlu ise seçim öncesi “Halkın zararına bir şey yapılmaz herhalde.” falan diye yuvarlak bir cevap vermişti, sonra o da pek bu konunun önünden geçmedi.
İl Başkanı Gürhan Albayrak, ÇED toplantılarında CHP milletvekillerini provokatörlük yapmakla suçladı da madenlerle ilgili tek kelime etmedi.
***
Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş bugüne kadar bu konuda bir defa konuştu, o konuşmada da “Ben ne madenin açılması tarafındayım ne de açılmaması tarafındayım.” diyerek kimsenin nerede durduğunu anlamadığı bir şeyler söylemekle yetindi.
***
Sonuç olarak;
Mihalgazi ve Sarıcakaya’da altın madenleri açılmak isteniyor, kamuoyunun büyük bir kesimi bu madenleri istemiyor.
Hani diyoruz ki; Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş Akgün, sosyal medyada uğradığı hakaret nedeniyle hazır Erdoğan’ın ilgisinin odağı hâline gelmişken…
Hazır, her isteği Erdoğan tarafından yerine getirilecek bir pozisyon doğmuşken…
***
Yine, hazır ilçenin yol sorunu da halledilmişken…
Bir de şu bölgesinde açılmak istenen madenleri iptal ettirip bütün vadiyi kurtarsa…
Böylece, kendisinin de nerede durduğunu ortaya koysa güzel olmaz mı?
SİYASETTE PİRİNÇ PEŞİNDE KOŞARKEN...
Vaktiyle Anadolu’da pirinç yetiştirilmezken, en iyi pirinç Mısır’ın bir liman kasabası olan Dimyat’tan gelirmiş.
Kârı da buğdaya göre oldukça yüksekmiş. O yüzden birçok çiftçi, buğday yetiştirmektense pirinç getirip satmayı tercih etmeye başlamış.
***
Bu çiftçilerden biri, kendi buğday tarlasını satmış, aldığı parayı yol parası yapıp Dimyat’a pirinç almak için yollara düşmüş. Daha o Dimyat’a varamadan bindiği gemiyi Akdeniz’de korsanlar yakalamış, diğer yolcularla birlikte adamcağızı soyup soğana çevirmişler. Tabii, pirinç almak için sattığı koca tarlanın parası da böylelikle uçmuş gitmiş.
***
Çiftçi bin bir zorluk içinde kös kös memleketine geri dönmüş.
Geldiğini duyan arkadaşları ziyaretine koşmuş. “Ee, hayırlı olsun, sen de pirinç tüccarlığına başladın demek. Yakında köşeyi de dönersin artık.” demişler.
***
Adam kızgın, “Ne köşeyi dönmesi!” demiş, omuzları düşerek. “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da oldum.”
İşte! “Daha iyisini elde etmek uğruna çalışırken elinde bulunanları da yitirmek.” anlamında kullandığımız o meşhur söz buradan yerleşmiş ağızlara.
***
Biz bu sözü çok severiz…
Zira her alanda karşılığı vardır bu sözün…
Şu sıralar siyasette de bu sözü anımsatacak olaylara şahit oluyoruz…
***
Bazı partiler, karşı taraftan da oy alayım derdine fazlasıyla düşünce kendi oy tabanını kaybediyor…
“Başkasının oyunu da alayım.” diye o kesimlere yakın ve sempatik durduğunu göstermek için paralanırken, kendi partisinin seçmenini kendisinden soğutuyor.
***
Anlayacağınız…
Pirinç peşinde koşarken aslında eldeki bulguru kaybediyor…
ZAAFLARIMIZ VAR AMA KABULLENMİYORUZ...
- Eskişehirli hava atmayı sever ama hava atanı oldum olası sevmez.
- Zenginliği ile övünmeyi sever ama zenginliği ile övüneni hiç haz etmez.
- Eleştirilmekten nefret eder ama eleştirmekten bir türlü vazgeçmez.
- Dedikodu yapanı sevmez örneğin ama her ortamda dedikodu yapmak hoşuna gider.
- Gerçeklerin yüzüne söylenmesini ister ama kimsenin yüzüne bir şey söylemez.
- Kendi işiyle ilgili olur olmaz konuşulmasından nefret eder ama başkasının işiyle ilgili olur olmaz konuşmaya bayılır.
- Gece herhangi bir mekânda sanatçıya şampanya patlatmaktan acayip keyif alır ama bunu yapan başkaları için pek de iyi şeyler düşünmez.
Yeni aldığı arabasının her yerde konuşulmasını ister ama başkasının aldığı arabanın konuşulmasına tahammül bile edemez.
Aile yaşantısı ile ilgili çıkan söylentileri Allah’a havale eder ama başkasının aile hayatı ile ilgili söylentilerin dibine vurur.
İstanbul’da aldığı evin her ortamda konuşulmasından keyif duyar ama başkasının aldığı ev konuşulurken burun kıvırır.
Gittiği tatilin kulaktan kulağa yayılmasını ister ama başkasının yaptığı tatili bilmiyormuş gibi davranır.
Yukarıda saydığımız örnekleri biz Eskişehirliler adına daha da çoğaltmak mümkün.
Zira…
İster kızın isterse eleştirin, Eskişehirliler olarak böylesine bir zafiyetimiz var.
Nedense, kendimiz için hak gördüğümüz ne kadar davranış varsa aynı davranış ve düşünceleri başkası için mubah saymıyoruz.
Ya da…
Başkasında onaylamadığımız her türlü düşünce ve davranışı bizzat kendimiz yapıyoruz.
En kötüsü de ne biliyor musunuz?
Bu hastalığımızı bile bile bir türlü kabullenmiyoruz…