Eskiden sokaklarda özgürce oynanan, sosyalleşmeyi ve fiziksel aktiviteyi artıran geleneksel çocuk oyunları vardı. Saklambaç, körebe, yakan top, seksek, misket (bilye), çelik çomak, mendil kapmaca, ip atlama, yedi kiremit ve Bezirganbaşı gibi oyunlar. Basit malzemelerle veya sadece koşuşturarak oynanırdı.
Hatırladınız mı? Bunları sokaklarda oynardık.
Yağ satarım, bal satarım. Ustam öleli ben satarım.
Yağlıca, ballıca dayak atarım.
Şu hendekte bir tavşan uyuyordu. Tavşan, bana baksana.
Yakışmıyor bu sana. Tavşan kaç, tazı tut.
Aç kapıyı, Bezirganbaşı. Kapı hakkı ne verirsin?
Arkamdaki yadigâr olsun.
Kutu kutu pense. Elmamı yerse. Arkadaşım Taylan.
Arkasını (önünü) dönse.
Kürkünü giy a benim canım, kürkünü giy. Kürküm yok.
Alsana. Alamam, param yok. Çalsana. Çalamam.
Asarlar, keserler şu güzeli.
Okulumuzda oynamaz mıydık?
Kız-erkek karışık olarak oynadığımız,
“Mendilim köşe köşe, bizden size kim düşe?”,
“Körebe”, “Köşe kapmaca” gibi oyunlar, “Çuval yarışı”,
“Bayrak yarışı”, “Ortada sıçan”, “Yakan top”, “Hentbol”.
Potalar varsa “Basketbol” ile ders sona ererdi.
Alt mı, üst mü? Ne demek istediğimi anlayamadınız değil mi?
Anlamanız için 70 yaşı devirmiş olmanız gerekir. Oyunun adı: Timbo.
Bize, bilmeden oyun oynarken hayvan isimlerini öğretmişlerdi.
Çocukluğumuzda öğrendiğimiz her oyun bize aklımızı kullanmayı,
beraber karar vermeyi, paylaşmayı, kardeşliği öğretmişti.