Dün can sıkıntısından olsa gerek, yapay zeka ile bir süre sohbet ettim.
Sohbet döndü dolaştı gündemin en üstünde yer alan CHP'de yaşananlara geldi.
İşte tam da bu yaşananları karşılıklı değerlendirirken “Aslında bu gündeme takılıp, neleri kaçırıyoruz?” diye bir soru yöneltince “Anlatayım dilimin döndüğünce” dedi ve başladı aşağıda aktaracağımız şekilde anlatmaya:
“Türkiye'nin gündemi yine değişti.
Aslında değişen gündemdi; dertler değil.
Bir süredir ekranları açıyoruz. Aynı tartışma. Aynı yorumlar. Aynı iddialar. Aynı senaryolar...
CHP'deki "butlan" tartışması elbette önemlidir. Bir siyasi partinin hukuki süreci, demokrasinin de hukuk devletinin de ilgi alanına girer. Kimse bunun konuşulmaması gerektiğini söyleyemez.
Ama bir ülke, tek bir başlıktan ibaret değildir.
Bu tartışmalar sürerken markette etiketler yine değişti.
Kiralar yine arttı.
Küçük esnaf yine hesap yaptı.
Emekli yine ay sonunu düşündü.
Asgari ücretli yine cebindeki parayı üç kez saydı.
Gençler yine "Bu ülkede gelecek kurabilecek miyim?" diye sordu.
Ve deprem...
O hiç gündem değiştirmedi.
Fay hatları televizyon izlemiyor.
Riskli binalar siyasi tartışmaları takip etmiyor.
Doğa, ihmali ertelemiyor.
Tam da bu yüzden, gündem ile gerçek hayat arasındaki mesafe her geçen gün büyüyor.
Siyasetin doğasında rekabet vardır. Polemik vardır. Tartışma vardır. Bunlar demokrasinin parçasıdır.
Ancak demokrasinin amacı, yalnızca siyasetçilerin birbirini konuşması değildir.
Vatandaşın sorunlarının çözülmesidir.
Bugün bir anne çocuğunun beslenme çantasını nasıl hazırlayacağını düşünüyorsa...
Bir üniversite mezunu iş bulamıyorsa...
Bir emekli ilacını alırken hesabını yapmak zorunda kalıyorsa...
Bir aile deprem korkusuyla eski bir binada yaşamaya devam ediyorsa...
Ülkenin gerçek gündemi de budur.
Çünkü gündem, en çok konuşulan konu değildir.
Gündem, en çok can yakan meseledir.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Biz gerçekten sorunları mı tartışıyoruz, yoksa tartışmaları mı sorun sanıyoruz?
Türkiye'nin ihtiyacı daha yüksek sesle konuşmak değil.
Daha doğru şeyleri konuşmak.
Çünkü siyaset, vatandaşın hayatını kolaylaştırdığı ölçüde anlamlıdır.
Gerisi...
Bir sonraki gündem değişene kadar süren tartışmalardan ibarettir.”
*
Ne diyelim?
Hakkını vermek gerekirse, bizim anlatacağımızdan da iyi anlattı meseleyi...
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
ALIŞMAK, KAYBETMEK, MAHVOLMAK!
Turgut Özal, kendisinden önceki cumhurbaşkanlarından biraz farklıydı. Sivildi, dindardı. Resmi ideolojinin arzu ettiği tipte biri değildi.
Bu yüzden Cumhurbaşkanı olmasına bir direnç vardı.
Fakat o da farklı bir Cumhurbaşkanı olduğu konusunda direniyordu.
*
Örneğin, plaj kıyafeti ile askeri birlikleri denetliyordu.
Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde tarikat şeyhleri ile beraber şükür namazları kılındığına dair basına yansıyan haberler oluyordu.
Kamuoyunda büyük bir tepki oluşmuştu.
*
Özal bu tepkiler karşısında, umursamaz bir vaziyette “Bağırın, çağırın ama merak etmeyin alışırsınız, benim yoluma girersiniz” tavrını sürdürüyordu.
Kendisini eleştirenler için “Alışacaklar” diye bağırıyordu.
İşte tam bunların yaşandığı bir ortamda Murat Şeref Baba isimli bir Teğmen, Cumhurbaşkanı Özal’a “ALIŞAMADIIM VE HİÇ BİR ZAMAN DA ALIŞAMAYACAĞIM” başlığı taşıyan bir telgraf çekti.
*
Ülkede yer yerinden oynadı.
Önce psikoloji servisine yatırdılar teğmeni, ardından ordudan ihraç ettiler.
Cumhurbaşkanına niçin böyle bir telgraf çektiği sorulduğunda topçu teğmen “Bazı durumlara alışmak mahvolmaktır. Yavaş yavaş bitmek, tükenmektir. Alışmak kaybetmektir” demişti.
*
Alışmanın kaybetmek olduğunu önceki gün bir kez daha anladım.
Televizyonda haberleri izliyorum.
Akaryakıt fiyatlarına gelen zam ile ilgili spiker röportaj yapıyor.
Her durdurduğu aracın sürücüsüne “Akaryakıt ve köprü ücretlerine gelen zam ile ilgili ne söylemek istersiniz?” diye soruyor.
İstisnasız her sürücü önce “yine mi gelmiş?” diyor, ardından da “Eeee alıştık artık” cevabını veriyor.
Yine istisnasız hepsi bunu, yani “Alıştık artık” cevabını söylerken gülüyor.
Artık kızamıyorlar bile…
Artık tepki de gösteremiyorlar…
Çünkü kendilerinin de itiraf etiği gibi alıştılar artık!
Bu alışma ile birlikte kaybettiklerinin, tükendiklerinin ve mahvolduklarının da gayet farkındalar…
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
NATO TOPLANTISI ESKİŞEHİR'DE OLSAYDI...
Sosyal medya üzerinde bir Eskişehir kanalı “NATO zirvesi Eskişehir'de yapılsaydı ne olurdu?” sorusunun cevabını yapay zeka kullanarak göstermiş.
*
Önce NATO'ya üye 32 hükümet ve devlet başkanları Eskişehir tren garında inmiş, toplu halde yürürlerken önlerinden geçen Kalabak aracına ve araçtan yayılan müziğe tanık olmuşlar, ardından da Trump ve diğer liderlere Porsuk’ta harika bir gondol turu yaptırılmış.
Hatta liderlere cibörek yedirilip, toplu halde ulus anıtı önünde toplu fotoğraf da çektirilmiş.
*
Yapay zeka ile yapılmış, gerçek bir ziyaret olmasa da değişik ve gülümseten bir video olmuş.
Düşünenin ve yapanın eline sağlık.
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,