Gözdeki kıymık

Abone Ol

Son yıllarda ülkemizde yaşayan bütün aklı başında insanlarda kesinlikle adı konulmamış bir huzursuzluk var. İstediğin kadar eğitimli ol, maddi koşulların her türlü olumsuzluğa karşın yine de seni rahatlıkla yaşatabilecek düzeyde, çoluğun çocuğun iyi bir eğitim ve mesleğini eline almış, kendini kurtarmış olsun, hatta kendi evinde otur araban da altında dertsiz tasasız ol, yine de yaşamdan yeterince keyif alamıyorsun. Bu durumda Theodor Adorno’ya başvurmak gerekiyor. Onun baş yapıtı Minima Moralia’da yabancılaşmanın derinlikli bir tarifini yaptığı “yanlış hayat doğru yaşanmaz” aforizması gelip seni buluyor. Neden kendimizi bu kadar sıkışmış hissediyoruz? Canımızı yakan rahatsızlık veren olgular dizgesi içindeyiz hepimiz. Sorun tek tek bireylerin neyi yanlış yaptığı sorusuna indirgenemeyecek kadar bütünlüklü bir karakter taşıyor. İçinde yaşadığınız yaşam tümüyle sakatlanmışsa tek tek doğru seçimler yaptığını sanmak da beklenen etkiyi yaratmıyor. Yaşanılan çerçeve çarpıkken tek başına sizin keyfinizin yerinde olması mümkün değil. Biz yine Adorno'nun çok derin anlam taşıyan, yolumuza kerteriz olacak bir cümlesine sığınalım: “Gözdeki kıymık en iyi mercektir…”
Bunca yaşananlardan sonra bir türlü göremeyenler ya da görmek istemeyenler de artık görüyordur diye düşünüyorsunuz. İnsanın gözündeki “kıymık” yani seni rahatsız eden, acı veren olgular aslında dünyayı algılayış biçimini keskinleştirir. Rahat olan değil, rahatsız olan zihin daha çok görür, daha iyi algılar. Çünkü acı, dikkati yoğunlaştırır, eksiklik farkındalığı artırır. Acı çeken doğruyu daha iyi görür, daha çok sorgular. Yani başa gelen musibet aynı zamanda bir “bilgi kaynağı” olabilir. Gözdeki kıymık belki dünyayı değil ama dünyaya yöneliş biçimimizi değiştirebilir. Farkındalık oluşması da böyle bir şey değil mi? Ya başa gelen bir şey ya yaşanan bir deneyim ya da bazı karşılaşmalar bizi değiştirmez mi? İnsan umutlanıyor bazen, bunca olup bitenden de ders alamıyorsak insan aklı niye var? Yani yanlış hayat içerisinde doğru yaşamak olsa olsa sistemin suçlarına veya yanlışlarına ortak olmamaktır. Tek çıkış yolu yanlış olanın bilincine varmak ve bu bilinci bir direniş biçimi olarak korumak olmalıdır. Çünkü en büyük yanlış, yanlış olanı normal kabul etmek, razı gelmektir…