Gen mi çevre mi?

Abone Ol

“Nature versus nurture” yani “yetişmeye karşı doğa” en sık rastladığımız sorulardan biridir. Sorunun aslı şöyle olmalı “Gen mi Çevre mi?”. Açılımı ise bilgiyi ve davranışı doğuştan mı, yoksa deneyimlerimiz sonucunda mı ediniriz? Sıkı tartışma konularından en önde geleni. Kelimelerin etimolojisine baktığımızda nature tabiat, doğa nurture ise beslemek, büyütmek gibi anlamlara geliyor. Nature-nurture tartışması, insanın doğumuyla beraber getirdiği bir takım biyolojik özelliklerin; büyüdüğü ortamla, yaşadığı çevreyle etkileşmesi sonucunda kişide gözlemlenen özelliklerin nasıl oluştuğunu bulma çabasıdır. Bizde nature-nurture tartışması daha çok kültüreldir. Bir taraftan “Anasına bak kızını al” denmiş, öbür taraftan da “Bataklıkta biten gül koklanmaz.”  İki tarafta da böyle uç örnekler var. Genleri daha ikinci plana atıp çevreyi öne getiren yaklaşımlar olduğu gibi her şeyi kalıtıma bağlayanlar da var. Genetiği öne çıkaran yaklaşım, bireyin doğum öncesinden getirdiği, bir tür biyolojik yazılımla belirlenmiş olan özelliklerin doğum sonrası gelişiminde etkin rol oynadığını savunur. Genetiğin gerçekten de pek çok bilişsel fonksiyonun altında yatan belirleyici olduğunu gösteren ilk çalışmalar, hayvan çalışmaları olarak göze çarpar. Robert Tryon bir grup sıçanı alıp zekâlarını ölçecek birtakım testlere tabi tutmuş ve sıçanları zeki ve donuk olanlar olmak üzere ikiye ayırmıştır. Ve bunları hep kendi grupları içerisinde üretmeye başlamıştır. Yaklaşık on jenerasyon sonra gerçekten de çok zeki ve çok ahmak iki ayrı sıçan grubu elde etmiştir. Öyle ki zeki sıçan grubunun en geri elemanı ahmak sıçan grubunun en yüksek elemanından daha yüksek performans göstermiştir. Bilim tarihi ve felsefeye baktığımız zaman çevreci görüşün daha yaygın olduğu görülür. Örneğin filozof John Locke’un meşhur “Tabula rasa”sı. Tabula rasa iddiasına göre insanların zihni boş bir kâğıt sayfası gibi doğar. Herkes aynı beyazlıkta, saflıkta ve aynı ön şekilsizlikle dünyaya gelir, bunun üzerine tüm tecrübeler birikerek insanı şekillendirir. Daha iddialı olanlar mevcut, örneğin John Watson’ın çok meşhur bir sözü vardır: “Bana bir düzine eli yüzü düzgün çocuk verin. Ben onlardan istediğimi mühendis, istediğimi doktor, istediğimi tüccar, istediğimi de hırsız ve dilenci yapayım.” Bu da çevreyi tamamen öne çıkartan bir yaklaşım. Biraz daha çağdaş bilim insanlarına doğru ilerledikçe psikolog Donald Hebb’in bizlere ışık tutan tabirini görüyoruz. Ona “genler mi yoksa çevre mi önemli?” diye sorduklarında çok güzel bir benzetme yapıyor: “Bir dikdörtgenin alanına uzun kenarı mı yoksa kısa kenarı mı daha çok katkıda bulunur? Buna cevap verin ben de sizin sorunuza cevap vereyim…” Sonuç olarak gen ve çevre tek başına gelişimimizde etkili değildir. İkisinin etkileşimi sonucu kişiliğimiz ve davranışlarımız oluşmaktadır…