Ben bilgisayarın başına geçip salı günü çıkacak yazıyı düşünmeye başladığım zamanlarda artık İstanbul’daki işleri bitirip beş ay kadar sürecek yazlık serüvenimize başlamak ve Antalya’ya göçmek için hazırlık yapıyor olacağız. Antalya deyince aklıma Belediye Başkanı Muhittin Böcek düşüveriyor. Pandemi döneminde bütün kışı Antalya’da yazlıkta geçirmiştik, Böcek’te o dönmemde hastalanmış uzun süre komada kalmış, ölümden dönmüştü. 19 Mart darbesi sonucu tutuklanma sırası ona da gelmiş, yalnız kendisi değil oğlu, gelini ve şoförüne kadar uzanmıştı. İlk tutuklandığı günlerde “adaylık için beş kuruş verdiysem şerefsizim” diyen Böcek, baskılara dayanamayıp, geçtiğimiz günlerde çark ederek, etkin pişmanlık kapsamında yeni ifade verdi. “Özgür Özel’in talebi doğrultusunda geçen sene bir kaza sonucu vefat etmiş olan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’e çanta içinde 950 bin Euro verdiği” şeklinde ifadesini değiştirdi. Ölü konuşamaz ya, yaşamını yitirmiş olan Belediye Başkanının yanıt vermesi mümkün olmadığı için ifade sağlama alınmış durumda. Tek tanık mezardaki adam. Aslında insanlık onuru ölüye iftira atılmasını engeller. Hayatını kaybetmiş, cevap veremeyecek bir insan üzerinden CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e saldırmayı, karalamayı göze alacak kadar alçalamaz insan diye düşünebilirsiniz. Ancak “insan yaşarken nasıl ölür”ün örneğini vermiştir sayın Böcek. Ve de tutuklu ama insan olarak yaşamını sürdürmek varken, “böcek” gibi yaşamayı yeğ tutmuştur…
Felsefe bir insanlaşma yolculuğu ise eğer “etik” bu yolculuğa çok yakından eşlik eden yakın arkadaşıdır. Çoğumuzun sandığı gibi "etik" ve "ahlak" sözcükleri birbirini karşılayan iki sözcük değildir. "Ahlak", belirli bir toplumda ya da grupta, belirli bir zaman içinde geçerli olan değer yargıları ve davranış kurallarıdır. “İyi” ve “kötü” ile ilgilenir. Etik ise insanın değerleriyle ilgili alandır. Etik, günlük yaşamımızda karşılaştığımız ve merkezinde hep insanın olduğu sorunlara çözüm bulabilmek için ortaya çıkan bilgi alanlarından biridir. Ortaya koyduğu bilgi hep insan eylemlerine ve ilişkilerine dönüktür. Eylemlerimizin insana yakışır olabilmesi için etik-değer bilgisine sahip olunması, dahası "insan" olabilmek de sadece doğal ya da canlı bir varlık olmaktan kurtulup insanın doğasında bulunan bazı özellikleri taşıması gerekir. Yani insan olabilmek ya da insanlaşabilmek; tür olarak insanın diğer canlı varlıklardan farkını ortaya koyabilmesine, diğer canlı varlıklardan farklı yapıp etmelerine, seçimlerine ve insanca yaşamını sürdürmesine bağlıdır. Oysa dört bir yanımız bırakın insanca yaşamayı sürdürmeyi, insanlıktan gittikçe uzaklaşan, üstelik bir zamanlar insan sandıklarımızla doludur…