Üst üste yaşanan ‘Okul katliamları’ nedeniyle ulusça derin bir hüznü yaşıyoruz.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul saldırıları nedeniyle yaşamını yitiren öğretmen ve öğrencilerimize Allahtan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.
Gelinen noktada tarifsiz acıları yaşarken “Bir çocuktan bir katil yaratan koşulları” sorgulamak durumundayız.
Toplumun her kesiminde artan şiddet olayları artık neredeyse ‘beka sorunu’ olmaya doğru gidiyor.
Bir öğretmen, sekiz öğrenciyi öldüren, 17 kişiyi yaralayan 8. Sınıf öğrencisinin profil fotoğrafının 6 kişiyi öldüren bir katil olması ailesi dahil hiç kimsenin dikkatini çekmedi mi?
Olaylardan sonra yer ve tarih bildirerek başka katliamlar için tehdit paylaşımı yapan çocukların ailelerine ne demeli?
Yaşananları anlayabilmek gerçekten de mümkün değil.
…
Diğer yandan saldırılar sonrasında ilgili Bakanların yaptığı açıklamalar kamuoyunu tatmin etmedi.
İçişleri Bakanı “Olay bir öğrencinin gerçekleştirdiği bireysel bir hadise, bir terör hadisesi” değil dedi.
Benzer olaylarda olduğu gibi Bakanın yorumu aslında şaşırtmadı.
İki gün üst üste okula silahla giden öğrenciler katliam yapıyor.
Başka okullarda katliam hazırlığında olan öğrenciler yakalanıyor ve ‘bireysel’ denilerek konu düşük profile indirgenmeye çalışılıyor.
Diğer yandan Milli Eğitim Bakanı “İçişleri, Adalet ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlıklarımızla birlikte mevcut güvenlik önlemlerimizi güncelleyerek tüm dijital ve fiziki tehditleri kapsayan bütüncül bir yaklaşımı hayata geçirmek üzere gerekli adımları kararlılıkla atıyoruz” paylaşımı yaptı.
Bu açıklamaya ne demeli?
Yaşanan bunca olaydan sonra ‘okullardaki şiddet sorunu’ sadece güvenlik önlemleri ile mi çözülecek?
Okullarda güvenliğin sağlanması zaten Bakanlığın en temel görevidir.
Sadece ‘güvenlik odaklı’ bakış açısı ile böylesine önemli bir sorun çözülebilir mi?
Ayrıca Bakana sormak gerekli, kararlılıkla attığınızı söylediğiniz adımların etkili olmadığını görmüyor musunuz?
Okullar ne yazık ki öğretmenler ve öğrenciler için son dönemde adeta “ölüm yuvası” haline geldi.
Ailelerin çocuklarını güvenle teslim ettikleri eğitim yuvası en ‘güvensiz kurum’ durumunda.
…
Olaylara güvenlikçi anlayış yerine çok boyutlu bakılması uyarısında bulunan Türkiye Psikiyatri Derneği’nin açıklaması dikkat çekici.
“Eşitsizlikler
Yoksulluk
Güvencesizlik
Dışlanma
Şiddetin normalleştiği ortamlar
Bu tür olayların ortaya çıkma riskini arttırmaktadır” deniliyor.
Ayrıca “Bahsedilen şiddet olayları ‘bireysel ruh sağlığı’ ile sınırlı değil içinde şekillendiği ekonomik ve toplumsal sorunların yansımasıdır” vurgusu da üzerinde durulmaya değer.
…
Çocuğun yetiştiği ailedeki şiddet, içinde bulunduğu toplumsal baskılar, okulda yaşanan akran zorbalığı şiddeti geliştiren ana nedenler olarak düşünülebilir.
Bu noktada çocukların çok küçüklükten itibaren ‘ekran bağımlısı’ olarak yetişmesi ve zaman içinde oyunlar ya da izlediği görsellerin etkisiyle ‘gerçeklikten kopması’ da başlı başına bir sorun olmaya devam ediyor.
…
Çok derinlikli bir sorunla karşı karşıyayız.
Böylesine olumsuz bir tablo karşısında çocuklarımıza güvenli gelecek sağlamakla yükümlü olan Milli Eğitim Bakanlığı görevini yapmalı.
Öncelikle okullarda fiziki olarak güvenlik koşullarını sağlamalı.
Devamında ‘şiddeti önleyici politikaları’ yaşama geçirmek için ilgili tüm kurumlarla iş birliği yapmalı.
Bakanlık ‘Atatürk’e hakaret edenleri’ baş tacı yapmakla uğraşmak yerine okullarda şiddet olaylarının yaygınlaşmasını önlemek için gecikmeden kalıcı çözümler geliştirmeli.