Büyük yazı ustası Çetin Altan, “Bir toplumun gelişmiş ya da azgelişmiş olduğunu anlamak istiyorsanız, devletin fotoğrafının çekilip çekilemediğine bakmanız yeterli olur,” derdi.
Erenköy’de Hasan Dede Apartmanı’nın en üst katındaki evinde, dönemin önde gelen entelektüelleriyle sabahlara kadar süren söyleşilerde, devlet yönetiminde kolektif aklın gücü ile monarklar ve otoriter yöneticilerin karar verme hızı ile karar sonuçlarının verimliliği sorgulanır; “ülke yönetiminde kalitenin” artırılmasının fırsat ve tehlikeleri sorgulanırdı.
Central European Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Laszlo Bruszt’nin “Orban neden kaybetti?” yazısını okuyunca, insanlığın tarihten ders alma konusunda hiç de başarılı olamadığını düşündüm.
Macar bilim insanı, “Güç, kamu yararı üretmekten ziyade siyasi koalisyonları sürdürmenin aracı hâline geliyor; devlet kapasitesini güçlendirme stratejisi, seçici dağıtıma dayalı bir sisteme dönüşüyor” saptamasıyla kaygılarını paylaşıyordu.
Yaklaşık yarım yüzyıl önce Çetin Altan’ın evindeki söyleşilerde, Bruszt’nin cümlesine çok yakın cümleler kurulduğunu bugünkü gibi anımsıyorum.
Ülkemizin eli kalem tutan insanları, demokrasi ve onu güçlendiren kurumları zayıflatan popülist ve pragmatist tutumlardan duydukları endişeleri dillendiriyor; tarihten ve günümüzden örnekler vererek eksik ve yanlışları zihinlerinde netleştirmek için çaba gösteriyordu.
Devlet yönetiminde padişah, şah, sultan, han ve kralın fotoğrafını çektiğimizde, devletin de fotoğrafı çekilmiş olur. İspanya’yı uzun süre yöneten Francisco Franco aynı zamanda devletti. Onca deneyim ve birikimden sonra Macaristan’da Viktor Orban da kendisinin devlet olduğunu sanıyordu. Orban ile Franco’nun zihinlerde yaptığı çağrının benzeşmesinin sonuçları, Bruszt yazısında tek bir paragrafta özetlenmişti: “Kaynak dağıtımında siyasi sadakat belirleyici hâle geldiğinde, verimlilik ve yaratıcılık zarar görüyor. Kamu alımlarında en üretken firmalar yerine ‘içeridekiler’ ödüllendiriliyor. Yerli girişimciler yolsuzluk, belirsizlik ve sınırlı büyüme fırsatlarıyla karşı karşıya kalıyor. Aynı zamanda doğrudan yabancı yatırımlara dayalı büyüme stratejileri istihdam sağlasa da, çoğu zaman verimlilik artışı ya da ilerleme sağlanamıyor.”
Tek kişinin kararları yerine çok kişinin kararı daha meşakkatli bir yoldur; ama ayakları yere sağlam bastığı için tercih edilir. Devletin fotoğrafının çekilmesinin yarattığı “güven görüntüsünün aldatıcılığına” kapılmamak gerekir. Orban deneyimini özenle izlemeli, gözlemeli ve değerlendirmeliyiz.