Devleti sorgulamak

Abone Ol

Tarih boyunca birçok gelenek, devleti kutsallaştırmıştır. Antik çağda devlet, kozmik düzenin yeryüzündeki yansıması olarak görülür. Platon’da devlet, adalet ideasının kurumsal bedenidir. Orta Çağ’da ise devlet, Tanrısal düzenin bir parçası sayılır; bu nedenle kralın yetkisi doğrudan Tanrı’dan gelir. Modern ulus-devletlerde kutsallık, bayrak, toprak ve şehitlik gibi semboller üzerinden kurulur.

Eğer bir halk, demokratik bir ortamda, liyakatli ve sorumluluğunun bilincinde yöneticiler tarafından yönetiliyorsa, elbette devleti, daha doğrusu devleti yöneten kişi ve kurumları sorgular. Ancak halk otokrasiyle yönetiliyorsa, devletin sorgulanması söz konusu olmaz. Çünkü devlet, bizzat otokratın kendisidir ve eleştiriye tahammülü yoktur. Devletin kutsallığı, onun sorgulanamaz olma konforunu getirir. Kutsal olan eleştirilemez, dokunulamaz, hesap sorulamaz.

Felsefe tarihinin güçlü bir hattı ise bu duruma karşı çıkar. Aristoteles’e göre devlet, insanın iyi yaşamı için bir araçtır. Hobbes, Locke ve Rousseau ise “devlet bir sözleşme ürünüdür; insanlar kurar, insanlar değiştirir” der. Yani bazılarına göre devlet kutsal değil, hizmetkârdır. Devleti kutsal olarak ele aldığınızda, içindeki insan harcanabilir hâle gelir. Tarihteki totaliter rejimler tam olarak buradan doğmuştur. Kutsallık devlete geçtiği anda, vicdan da oradan çekilir.

Peki, devletin vicdanı olur mu? Vicdan; acı duyabilen, pişman olabilen, utanç hissedebilen bir özneye aittir. Devlet ise soyut bir yapıdır; kurallar, kurumlar ve çıkarlar toplamıdır, duygusu olmayan bir mekanizmadır. Devlet acı çekmez, gece uykusuz kalmaz, pişmanlık hissetmez. Bu nedenle vicdan sahibi olamaz. “Devlet ve vicdan” eşlemesi bir metafordur. “Vicdanlı devlet” demek; hukukla sınırlanmış, güç kullanırken ölçülü, zayıfı koruyan, hatasını kabul edebilen bir devlet demektir. Yani devletin vicdanı yoktur, ama devletin vicdanlı yöneticileri olmalıdır.

Bir de devlet adına işlenen suçlar vardır. Burada suç, devletin değil, onu işleyenin suçudur. Bu durumda sorumluluk; emri veren, uygulayan, görüp susan ve hukuka uygun hâle getirerek suçu meşrulaştıranlar arasında bölüşülür. Suçun devlet adına işlenmiş olması, onu ortadan kaldırmaz. Nürnberg Mahkemeleri’nde 22 savaş suçlusu yargılanmıştır. Sonuç nettir: “Emir almak, insanlığa karşı işlenen suçlarda mazeret değildir.”

Kant etiği de ahlaki sorumluluğun devredilemeyeceğini söyler. Hannah Arendt’e göre ise “kötülük çoğu zaman canavarlardan değil, itaat eden sıradan insanlardan gelir.” Sonuç olarak, devlet adına suç işleyen kişi, devleti değil; kendi insanlığını lekeleyerek suç işler...