Pencereden dışarı bakıyorum bir süre…
Sitenin yaprak dökmeyen varlıkları hafif puslu bir ortamda olsa da, açık-koyu yeşillikler arasında kıpırtısız görünüyor.
Penceremin hemen altındaki mor ve beyaz zambaklar da öyle. Giriş merdivenlerinin hemen sağındaki mor renkleri solmak üzere olan erguvan çiçekleri de durgun, masum çarpıyor gözüme…
“Tomurcuklandıklarından bu yana pek güneş yüzü görmediklerinden olsa gerek” diye geçiyor aklımdan…
Sitenin giriş kapısının yanındaki “top akasya” henüz yaprağa durmamış olmalı ki manzaramı kapatmıyor!..
Oysa Mayıs’ın bugünlerinde dallarında kuş cıvıltıları ortalığı kaplardı. Bu saatlerde penceremin suluklarında görünen güvercinlerim de karşı binaların saçak altlarına sığınmışlar, bekleşmekteler!..
“Belli, mevsimler giderek değişmekte” diyorum. Bilgisayarın saati ve tarihi işaretleyen bölümüne bakınca anlıyorum ki Mayıs’ın 5’i!..
Yarın, yani bugün 6 Mayıs!..
Bugün Hıdırellez değil mi?
Bi’ şeyler anımsatıyor gibi bana!..
İlk aklıma gelen Hıdırellez oluyor!.. Orta Asya’dan kona göçe buralara kadar gelen atalarımızın bahar bayramı. Sonra köyümün öğretmeni “Mürvet Hanım’ın” asfalt kenarındaki zengin bahçesine, annem dâhil köyümün kadınlarını davet edip yaptığı mütevazı kutlama şöleni!..
Yüzük oyunu, “mendil kimde?”, diğer adıyla “yağ satarım, bal satarım” oyunu!..
Ağaç dallarına atılan sicimlerle yere doğru sarkıtılan salıncaklardaki genç kadınların, kızların neşe dolu kahkahaları…
Biraz daha gelelim günümüze, bugünlere doğru, mesleğin ilk yıllarına;
Akşamdan başlayan kutlamaların açılışı, yakılan ateşlerin üzerinden atlama seremonisi ve tutulan dileklerle olurdu.
Sabahın ilk ışıklarıyla ellerinde taze sürgün yapraklı çubuklarla Porsuk kenarında oluşturulan karnavalda genç kızlar, delikanlılar o dalları karşı cinsten hayali yavukluların başlarına vurur, evlilik istemlerini işaretler gibi olurlardı!..
Bizim işimiz de bu şenlikleri fotoğraflayıp haberleştirmek!..
Öyle ya, belki bizim kısmetimiz de açılmış olacaktır böylelikle!..
Deniz Gezmiş’i tanıyorum ben!..
Bungun havanın verdiği tatsızlıkla “bi’ şey” daha getiriyor aklıma 6 Mayıs tarihi:
Deniz’lerin asılarak idamı!..
İçimde sakladığım hüznün bir nedeni de buymuş anlaşılan.
“Darağacında Üç Fidan” idi onlar…
12 Mart 1971 darbesine giden yılların hemen öncesi. Benim kuşağımın 68’lilerin öncü önderleri. Pek çok gencin öncelikle “Tam bağımsız Türkiye” isteği ile ayaklanan kuşağın ilk (ne yazık ki son) temsilcileri olarak simgeleşecek üç yurtsever genç;
“Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan.”
Ali Elverdi adındaki bir askerin başkanlığındaki mahkemede yargılandılar sözüm ona. Sonrasında TBMM’de bulunan 276 milletvekili ellerini kaldırarak Elverdi’nin 1964’ten kalma “idam” hükmünü onayladılar!.. Ve…
6 Mayıs 1972’de başları dik, duruşları gurur verici olarak darağacında yaşamdan koparıldılar!..
1964 yılının son ayının ikinci yarısı. Bir neden yaratıp İstanbul’a gidiyorum. Gidip de hem mahalle hem de ortaokulda sıra arkadaşı olduğum Gürol Saygı’ya uğramamak olmaz. Son sınıf öğrencisi, öğretmen adayı, Gürol Çapa Eğitim Enstitüsünde. Bir gece “kaçak misafir” kalıyorum orada. Ertesi gün Ali Sami Yen Stadyumu’nun açılışı var; Türkiye-Bulgaristan maçıyla…
Gidelim diyor Gürol, gidiyoruz. Mahşeri kalabalık. Onun önerisiyle sırtımızı bilek kalınlığındaki demir dalgakıranlara dayamışız!.. Tribünlerin kale arkasına denk gelen ikinci katındayız. Arkamızdaki baskı giderek artıyor. Hemen 5 metre sağımızda insanlar da aynı baskı ile dalgalanıyor. Bir genç dikkatimizi çekiyor; 17-18 yaşlarında, iri yarı.
O da direnmeye çalışıyor arkadaşlarıyla. Ama ne mümkün!.. Birkaç dakika sonra salkım saçak alt kata doğru akıyor adeta…
Aralarında o da var… Radyodan olaylar anons yapılıyor. 1 saat geç başlayan maç çıkışında etraf ana baba günü. Sonradan, 5-6 yıl sonrasında adının “Deniz Gezmiş” olduğunu öğreniyorum:
Amerikan 6. Filosuna karşı “şükür namazı” kılan yobazlara karşı arkadaşlarıyla birlikte mücadelesinden tanımıştım ilk kez…
Ağabeyi Hamdi Gezmiş’in bir söyleşisinden dinlemiştim. Deniz, o maçtan ancak çıplak ayaklarıyla sahadan dönebilmişti evine!..
Üç Fidan’ı ve 68’lileri saygı ve özlemle anıyorum. Hiç unutulmayacaklar…