CHP'de bir türlü düşman-rakip ayrımı yapılamıyor ya...

Abone Ol

CHP içinde bir grup, “Koca Çınar” adını koydukları bir oluşum ile ses yükseltti.
Bu oluşum tarafından birtakım talepler dile getirildi.
Talepler arasında önemli bulduğum dört madde var:

***

— Daha şeffaf bir yönetim anlayışı.
— Daha katılımcı ve söz sahibi bir örgüt yapısı.
— Gerçek anlamda parti içi demokrasi.
Ve en önemlisi de;
— Hakim huzurunda, üyelerin doğrudan katılımıyla ön seçim.

***

Grup, sadece genel seçimlerde değil; yerel seçimler ve delege seçimleri dâhil parti içindeki tüm demokratik süreçlerde ön seçim ve çarşaf listenin mutlaka uygulanması gerektiğini özellikle dile getirmiş.

***

Eskişehir'de yıllardır CHP milletvekillerinin kim tarafından belirlendiği biliniyor.
Son yapılan kongre sürecinde üç belediye başkanının anlaşarak kimlerin il ve ilçe başkanı olmasına karar verip resmen vesayet ortaya koydukları da biliniyor...

***

Bunun sonucunda kurultay delegelerinin masa başında (blok liste ile yapıldığı için) belediye ve il-ilçe başkanlarından oluşturulduğu da biliniyor.

***

Bilindiği üzere CHP'de parti içi demokrasi kanalları yıllardır tıkalı...
Partide bir şekilde gücü ele geçirenler, tıkalı olan o demokrasi kanallarını açmak yerine kendi demokratik olmayan kanallarını inşa ettiler.
Ne örgütü kazıdılar ne de ön seçimin yanına yaklaştılar.

***

Tüm bu yaşananların ışığında, partide “Koca Çınar” ismi ile ortaya çıkan grubun dile getirdiği talepler aslında son derece kıymetli ve kendisine CHP'li diyen herkesin yüksek sesle dile getirmesi gereken, karşılanıncaya kadar da ısrarla dile getirilmesi gereken talepler...

***

Şimdi...

***

Düşman ile rakip arasında önemli bir fark var...
Düşman sizi yok etmek ister...
Rakip ise sizi yarışta geçmek isteyendir...

***

Rakibin yok edilmesi, yok edeni meşru hâle getirmez, getirmiyor da.
Çünkü...
Kazananın ya da yönetenin varlık nedenidir rakip...

***

O yüzden, umarız CHP içinde milletvekillerinden belediye başkanlarına, il başkanından ilçe başkanlarına kadar bugünün muktedir olan isimleri, bu talepleri dile getiren kişi ve grupları düşman olarak değil de rakip olarak görür...

***

Yoksa varlıkları bugün olduğu gibi hep tartışmalı olur.

BİZ BİR DE BUNLARDAN ŞİDDETİ ÖNLEYECEK YASA YAPMALARINI BEKLİYORUZ, İYİ Mİ?

Geçtiğimiz günlerde yeni atanan iki bakanın Meclisteki yemin töreninde kavga çıktı ya...
Kürsü işgali ile başlayan ve yumruklaşmalar ile devam edip bazı milletvekillerinin yaralanmasıyla sonuçlanan kavga ile ilgili iki farklı ortamda iki ilginç yorumla karşılaştım.

***

Konunun tartışıldığı ilk ortamda bir vatandaş, Mecliste yaşanan kavga ile ilgili aynen şunu söyledi:
“Aslında halkın büyük bir çoğunluğunun yapmak istediğini Mecliste milletvekilleri birbirlerine yaptı.”

***

Diğer ortamda yapılan tespit daha da ilginçti.
Zira...

***

Mecliste yaşanan kavga ile ilgili söze giren vatandaş aynen şunu söyledi:
“Yahu biz de halk olarak bunlardan; trafikte yaşanan şiddetin, kadınlara ve çocuklara yönelik yapılan şiddetin, akran zorbalığı şiddetinin önlenmesi ve ortadan kaldırılması için yasa yapmalarını bekliyoruz, iyi mi? Yahu bunlar kendileri kavga edip birbirlerine şiddet uyguluyorlar ki!”

ODUNPAZARI VE TEPEBAŞI'NDAN DA AYNI HASSASİYETİ BEKLİYORUZ...

Eskişehir denince akla modernlik, yaşanabilirlik ve kent kültürü geldiğini; ancak şehrin merkezinde yürürken bu algıyı her adımda hissetmenin mümkün olmadığını, zira yaya yollarının büyük bir kısmının ciddi sorunlar barındırdığını yazdık önceki gün bu sütunlarda...

***

Yerinden oynamış zemin taşlarının, çıkmış ama yerine konulmamış parke taşlarının, aynı ölçüde olmayan ve yükseklik farkları oluşturan döşemelerin yayalar için hem rahatsız edici hem de tehlikeli bir tablo ortaya koyduğunu ifade ettik.

***

Özellikle yaşlılar, çocuklar ve engelli bireyler için bu durumun başlı başına bir risk oluşturduğunu; düz olması gereken bir yaya yolunun dikkatsizce atılan bir adımda burkulmalara, düşmelere ve kazalara neden olabildiğini belirterek, “Oysa kaldırımlar, araç yollarından bile daha fazla özen gerektirir. Çünkü şehirdeki en savunmasız kesim onları kullanıyor.” dedik...

***

Dahası; bir şehrin modernliğinin gökdelenleriyle, dev projeleriyle değil, yürünebilirliği ile ölçüldüğünü hatırlatarak: “Belediyenin bu yolları düzenli olarak denetleyen, bozulan taşları anında tespit edip onaran bir ekibi yok mu? Varsa, neden bu aksaklıklar aylarca, hatta yıllarca aynı şekilde kalıyor?

***

2026 yılının ‘Eskişehir yılı’ olması hedefleniyorsa, işe en temel ihtiyaçtan başlamak gerekir. Büyük vizyonlar elbette önemli ama küçük dokunuşlar hayatı doğrudan etkiler.

***

Belki de bu yıl, ‘sorunsuz yaya yolu yılı’ olarak da ilan edilmeli; şehrin merkezinden başlayarak tüm kaldırımlar elden geçirilmeli, standart dışı uygulamalara son verilmelidir.” dediğimiz yazımızı şu şekilde bitirdik: “Bu şehirde yaşayanlar, yürürken önlerine değil etraflarına bakabilmeyi; düşmemek için değil, keyif almak için adım atabilmeyi hak ediyor.

Zira...

***

Modern bir kent olmak, önce yayaya saygı duymaktan geçiyor.”

***

Yazımızı dikkate alan Büyükşehir Belediyesi, Göksu Köprüsü üzerindeki yaya yollarının yerlerinden oynayan, kırılmış ve çökmüş taşlarını onarma ve sabitleme çalışmalarına başlamış.

***

Havalar düzelir düzelmez de Büyükşehir Belediyesine ait tüm yaya yollarının kontrolden geçirileceği ve müdahale gereken yerlere anında müdahale yapılacağı bildirildi.

***

Umarız Odunpazarı ve Tepebaşı Belediyeleri de özellikle bozulan yaya yolları ile ilgili aynı hassasiyet içinde olur ve Eskişehir için 2026, yukarıda da söylediğimiz gibi, “Sorunsuz yaya yolu” şehri olur...