“Çeşmelerden akan suyun içilebilir nitelikte olması sağlanacak.”
Bu ifade, ilk kez 1999 mahalli seçimleri öncesinde dönemin DSP Büyükşehir Belediye Başkan adayı Yılmaz Büyükerşen tarafından dillendirildi.
***
Seçim öncesi vermiş olduğu “26 Söz” arasında yoktu ama mesele, 26 söz içinde yer alan “İçme Suyunun İyileştirilmesi” başlığı altında ilk kez, “Evlerin musluklarından akan su nitrattan arındırılmamış ve içilemez sertlikte olması nedeniyle, nitratsız suyun Sakaryabaşı’ndan, İnönü’deki kuyular ya da Kütahya’da Azot Tesisleri ötesinden borularla getirilmesi projesine vakit geçirmeden başlanacaktır.” denilerek dile getirilmişti.
***
Şebeke suyunun içilebilir hale getirilmesi vaatleri, 1999 yılında ilk kez Büyükerşen tarafından dile getirilmiş gibi olsa da geçen 5 dönem içinde Büyükerşen karşısında aday olan partili ya da bağımsız birçok aday tarafından da dile getirildi.
Ancak...
***
O günden bu yana çeşmelerden akan suyun içilebilir hale getirilmesi gerçekleşmediği gibi, yine o günden beri suyun içilebilir hale getirilemeyişi, muhalefetin sürekli hatırlattığı ve eleştirdiği bir konu oldu ve olmaya da devam ediyor.
Önceki gün toplanan ESKİ Genel Kurulu’nda, çeşmelerden akan suyun içilebilir hale gelmeyişi yine konu edilmiş.
***
AK Parti grubu, yine bu konudaki eleştirilerini sıralayıp “Hani çeşmelerden akan suyu içilebilir hale getirecektiniz?” diye sormuş.
Sizi bilmem ama bu mesele bana resmen kabak tadı verdi...
***
Belediye, çeşmelerden akan suyun içilebilir hale gelmesinin bir imkânı varsa artık o yolu bir şekilde bulmalı ve hayata geçirmeli.
Böyle bir imkân yoksa, yani çeşmelerden akan suyun içilebilir hale gelmesi mümkün değilse, bunu da çıkıp “Şartlar ve imkânlar bunu imkânsız kılıyor.” diye açıklamalı ki mesele somut bir şekle bürünsün ve konu da artık Eskişehir’in gündeminden düşsün.
***
Muhalefet 25 yıldır “Niye yapmıyorsunuz?” diye soruyor.
Belediye “Yapacağız ya da yap(a)mayacağız.” demiyor.
Biz ise 25 yıldır, tıpkı dejavu yaşıyormuşuz gibi sürekli aynı konuya maruz kalıyoruz...
***
Olabiliyorsa neden yapılmıyor?
Olamıyorsa neden kestirip atılmıyor?
Muhalefetin konunun üzerinde tepineceği, belediyenin de görmezden ve duymazdan geleceği daha kaç 25 yıl geçmesi bekleniyor?
ÇELİK’İN ÇEKİMSER OYU İŞE YARAMIŞ...
Geçtiğimiz mart ayında, Odunpazarı Belediye Meclisi’nde ilginç bir olay yaşanmıştı.
***
Belediye hizmet binasının yap-işlet-devret modeli ile müteahhide yaptırılmasına ilişkin gündem maddesi oylamasında, CHP’li üye Ali Haydar Çelik çekimser oy vermiş, bunun üzerine parti içinde tartışma yaşanmış ve Ali Haydar Çelik’in “grup kararına uymadığı” gerekçesiyle disipline verilmesi gündeme gelmişti.
***
Olayın hemen sonrasında konuştuğumuz Meclis Üyesi Ali Haydar Çelik’e, “Parti grup kararına neden uymadın, çekimser oy kullandın?” diye sormuş; kendisinin verdiği, “Öncelikle meclis toplantısı öncesi grup kararı falan alınmıyor. Normalde açık ya da gizli oyla karar alınıp tutanak imzalanması lazım. Ama grupta öyle olmuyor. Başkanın dediği ve istediği oluyor.” sözlerini de köşemize taşımıştık...
***
Geçenlerde gördük kendisini...
“Meclis oturumları öncesinde hâlâ grup kararı alınmıyor mu?” diye sorduk.
***
O açıklamasından sonra, CHP grubu olarak her oturum öncesinde grubun toplandığını, gündem maddeleri üzerinde karar alındığını ve bu kararın da tutanakla imzalandığını söyleyerek, “Çekimser oy vermekle en azından doğru bir prosedürün işlemesine vesile olduk.” dedi...
DIŞARIDAN BİRİ GELİP GÖRSE BİZİ ZENGİN ZANNEDER...
Sabah saat 10.00-11.00 arası çıkın sokağa…
Ya da…
Öğleden sonra 14.00-15.00 arası yapın aynı işi.
***
Kalabalıktan sokakta yürüyemezsiniz.
Refah düzeyi yüksek hiçbir ülkede yoktur bu manzara.
***
Refah düzeyi yüksek hiçbir ülkenin cadde ve sokaklarında, hafta sonları hariç, bu saatlerde bu denli kalabalık göremezsiniz.
Çünkü…
Herkes işinde gücündedir.
***
Bizde sadece cadde ve sokaklar mı?
Başta kahvehaneler, çay bahçeleri, ganyan ve iddia bayileri olmak üzere her yer ağzına kadar doludur.
***
Her iki tarafı da bilmeyen biri gelip görse, sürekli çalıştıkları için kendi ülkelerini fakir, sürekli yattığımız ve gezdiğimiz için bizi zengin zanneder!
Yukarıdaki yazıyı, “Ekonominin Bir Başka Manzarası” adıyla bir okur yollamıştı. Enteresan bulduk, paylaşmak istedik.