Toplumlarda çürüme önce ailelerde başlar.
Sonra o ailenin yaşadığı çevrenin, yani sokağının etkisi olur.
Bu şekilde yaşayan çocuklar ilkokula başlar.
Onu eğitecek olan eğitim sistemi ve öğretmen devreye girer.
O çocukları başarıya ulaştıracak olanlar, çağdaş ve bilgiyle donatılmış öğretmenlerdir.
Böyle öğretmenlerimiz var mı?
“Güçsüz adalet, adaletsiz gücü yaratır.”
Her ikisi de korkunç şeylerdir.
Dünya düzeninde güçlü bir adalet sistemine sahip topluluklar, her konuda başarıyı yakalamışlardır.
Güçsüz bir adaletse o ülkenin insanlarını önce çaresiz, sonra da yoksul bırakır.
Yoksulluk ise toplumu ahlaksızlığa iter.
Ahlaksızlık ise ekonomiyi etkiler.
Aldığınız ürünün fiyatı bir hafta içinde zamlanır.
Bu döngü devam ederek toplumu açlığa ve umutsuzluğa yönlendirir.
Umutsuz kalmış bir insanın ne yapacağını bilemeyiz!
Her ne olursa olsun, adalette süreklilik kaçınılmaz bir koşuldur.
İşte bu yüzden “Geç kalmış adalet, adalet değildir” denir.
Haksızlığa uğramış veya zor durumda kalmış kişilerin şikâyetleri dikkatlice dinlenmelidir.
Haklılık durumlarının daha sonra anlaşılması ile eski iyi hâllerine döndürülmeleri, adaletin yerini bulduğu anlamına gelmez. Çünkü kişi zor durumdayken, haksız yere yargılanırken pek çok maddi ve manevi kayıp yaşamıştır. Bu yüzden geç gelen adaletle adaleti tam sağlamış olamazsınız.