Le Cun sıradan biri değil. Hepimizin umutlarını bulutlarda uçuran, korkularımızı sel edip bizi önüne katıp sürükleyen yapay zekânın kurucu babalarından biri. Yakın zamanda teknoloji devlerinden biri olan Meta’dan ayrıldı. Şimdilerde yeni projesini hayata taşımanın peşinde.
Yapay zekânın temelini oluşturan büyük dil modellerinin, dil potansiyelleri ile sınırlı olması nedeniyle bir tıkanma noktası olduğu düşüncesinden yola çıkıyor Le Cun.
Financial Times’ta Melissa Heikkilä ile yaptığı söyleşide, dünyadaki zekâ miktarını artırmak istediğini söylüyor: “Zekâ gerçekten daha fazla sahip olmamız gereken bir şey” diyor. Zekânın artırılmasıyla “insanlığın acılarının azalacağını, daha rasyonel kararlar alınacağını ve dünya ile evrenin daha iyi kavranacağını” ekliyor. “Bizim derdimiz aptallık” diyor.
Le Monde Diplomatique’te Benoît Bréville ve Pierre Rimbert’in birlikte kaleme aldıkları “Kâğıda övgü” başlıklı ortak yazılarında, bir internet sayfasında geçirilen ortalama zamanın 54 saniye olduğunu söylüyorlar. Ziyaretlerin yarısı 10 saniyeyi bile geçmiyor. Haber sitelerinde geçirilen ortalama süre 2 dakika kadar.
Gelin de Orhan Pamuk’un anlatımını anımsamayın: “Kısa mesajla iletişim kurabilirsiniz ama asla düşünce geliştiremezsiniz!”
İnsanlardaki dikkat süresinin hızla azalmasını açıklamak için çok sayıda araştırma yapılıyor; akademik ve popüler makaleler yayımlanıyor.
Bir yanda evreni, dünyamızı ve insanı anlamaya dönük teknolojik buluşların derinleşmesine tanıklık ediyoruz.
Ekosistemler katmanlaşıyor; karışıklık artıyor; öte yanda dikkat azalıyor. Bu, tam anlamıyla bir paradoks.
Le Cun’un dediği gibi, derdimiz olan aptallığı besleyen gelişmelerle nasıl başa çıkacağız?
Benim bilebildiğim kadarıyla en etkili yol, kendimize ayna tutacak yüzleşme özgüvenine sahip olmak.
“Cehalet konforunun” tuzaklarına yakalanmamak için kendimize sürekli yatırım yapmamız gerekiyor.
“Açgözlülük ve sorumsuzluk” gibi yedi büyük günahtan birini işlememeliyiz.
Aklımızı bir başka şeye emanet etmeden, sürekli sorgulayan bir zihne sahip olmalıyız.
“İnançtan düşünceye geçmek” için korkularımızın yerine merak ve öğrenmeyi ikame etmeliyiz.
Taklitten sakınmalı, yaratıcı yenilik peşinde koşmalıyız.
İnsan olarak özne olduğumuzu kavramalı, kulluktan yurttaşlığa geçmeliyiz.
Sloganları ciddi fikirlerin yerine koymaktan sakınmalıyız.
Zayıflıklarımızı kibirle örtmekten kaçınmalı, kibir ve üstünlük inancından uzak durmalıyız.
Öngörme ve önlem alma disiplinine uymalı, kulak kirliliğine dayalı kararlar vermemeliyiz.
Gözetim ve denetim disiplini olmayan her yerde haksızlık ve adaletsizliklerin artabileceğini bilmeliyiz.
Çok basitleştirilmiş anlatımlar üzerine kurulu ahlaki sabitler yaratarak, ayrıştırıcılık tuzaklarına yakalanmamalıyız.
Farklı seçimleri ve gelecek inşa etme iddiaları olan liderlerin yetişmesi için kanalları açık tutmalıyız.
Daha düzinelerce ilkeyi yaşam biçimi hâline getirmeliyiz.
Aptallığı tümden yok etmek mümkün olmasa bile, etkilerini en aza indirecek sınırlarda tutmak için emek ve zaman harcamalıyız.