2025’in doğum verileri, Türkiye’nin yalnızca nüfus tablosunu değil, ruh hâlini de anlatıyor. Türkiye’de yıl boyunca 889 bin 598 bebek dünyaya geldi. Erkekler az farkla önde; kızlar ise neredeyse başa baş. Sayılar soğuk görünür ama arkasında sıcak hikâyeler var: umut, kaygı, gelenek ve arayış.
Nüfus artış hızına dair endişeler sürerken, asıl dikkat çekici olan yalnızca “kaç bebek doğdu?” sorusu değil; “bu bebeklere neden bu isimler verildi?” sorusu. Çünkü isimler, ailelerin geleceğe bakışının aynasıdır.
Erkek bebeklerde Alparslan’ın zirveyi bırakmaması tesadüf değil. Güç, cesaret, tarih ve kök arayışı… Zor zamanlarda toplumlar, çocuklarına daha “sağlam” anlamlar yükler. Yusuf, Kerem, Ömer Asaf gibi isimlerin listede üst sıralarda kalması da aynı arayışın devamı: erdem, sabır, asalet. Modern dünyanın belirsizliğinde, geçmişten güç alma isteği.
Kız bebeklerde ise değişim daha belirgin. Defne’nin yerini Alya’ya bırakması, kulağa hafif ama anlamı yüksek bir yönelişi gösteriyor. “Yükseklik, yücelik” anlamı taşıyan Alya; umutla yükselme, daha iyi bir gelecek hayali demek. Gökçe, Umay, Asya gibi isimler de doğayla, kültürle ve kökle kurulan bağın işaretleri.
Bu tablo bize şunu söylüyor: Türkiye, bir yandan demografik dalgalanmalarla boğuşurken, diğer yandan çocuklarının isimlerinde hem geleneği koruyor hem de yeni bir dil kuruyor. Sayılar azalabilir ya da artabilir; ama isimler, toplumun kendini nasıl gördüğünü ve nasıl görmek istediğini anlatmaya devam eder.
Belki de asıl soru şu: 2025’te kaç bebek doğdu değil; bu bebekler büyüdüğünde nasıl bir Türkiye’de yaşayacak? İsimler umutluysa, hâlâ anlatacak güzel bir hikâyemiz var demektir.