Bilim, sanat ve insan

Abone Ol

İnsanlık kuşkusuz bilim sayesinde ilerledi, sanat sayesinde de bilimle elde ettiği başarıları daha ileri taşımaya çalıştı. Bilimin ne denli değerli olduğu yaşadığımız pandemi günlerinde daha iyi anlaşıldı. Aşısı olan bir hastalıktan ölmek insanlığın vardığı uygarlık seviyesinin de belirleyicisidir. Bilim hakkında çok söz söyleyenler oldu. Mesela Richard Feyman bilim sekse benzer demiş, “kimi zaman yararlı bir sonuç doğurur ama onula uğraşmamızın asıl nedeni bu değildir.” Her halde uğraşı anında aldığı keyfi dile getiriyor olsa gerek. Bizim gibi toplumları anlatan, sosyal medyada da sıkça rastladığımız en güzel tanım Charles Darwin tarafından yapılmış: “Bilim ve sanat, bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise tavuk olur. Tavuk toplum, önüne atılan bir avuç yemi gagalarken arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz.” Sanki bizi anlatıyor. Bilimin insanlık için önemini en güzel “Yaşamaya Dair” adlı şiirinin bir bölümünde Nazım Hikmet dile getirir: “Beyaz gömleğinle bir laboratuvarda / insanlar için ölebileceksin / hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için / hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken / hem de en güzel en gerçek şeyin / yaşamak olduğunu bildiğin halde…”

Doğada hiçbir olgu durağan değildir, bir kez elde edildiğinde kalıcı olacağı ve devamlı süreceği anlamına gelmez. Elde edilen kazanımlar korunmalı hatta sürekli geliştirilmelidir. Yoksa bir gün gelir elinizden alıverirler, nereden nereye geldik diyerek şaşar kalırsınız. Cumhuriyet kolay kurulmadı biliyoruz ama sanki kolay yitiriliyor gibi geliyor bana. Elbet üzerine kitap yazılacak derinlikte sosyolojik nedenlerle örülü bir konu bu ve ayrıca tartışılması gerekir. Bildiğimiz Cumhuriyet değerlerinin toplumun tümü tarafından benimsenemediği, halkın olurunun yaygın olarak alınamadığı yolundadır. Oysaki toplumun tüm katmanlarınca kabullenilen bunca güzelliğin bu kadar kolay kaybedilmemesi gerekirdi diye düşünüyorum. Din tarım imparatorluğunun kalıntısı da bu kadar oluyor doğal olarak. Gerçi 70 yıldır Cumhuriyet kazanımları üzerine oynanan oyunları göz önüne alacak olursak, bir neslin tamamen değiştiğini yeni kuşakların devreye girdiğini, geçmişten de devir alınan, ebeveynlerden miras kalan olumsuzlukları göz önüne alırsak vardığımız yer pek de sürpriz sayılmaz gibi geliyor. Uygarlığın gelişimi de bilim ve sanatın gelişimi ile koşut gider. Her şey birbirine bağlı, bilim ve sanatı yurt sathına yayamamanın sancılarıdır yaşadıklarımız, ondandır Köy Enstitülerinin ardından ağıtlar yakışımız…