Bayramlar: "Nerede o eski bayramlar"

Abone Ol

Denk geldiğinde bayramlarla ilgili yazmaya çalışırım. İki gün sonra bir dini bayramı daha karşılayıp yaşayacağız: Ramazan Bayramı'nı!.. Malum diğer dini bayramı daha var: Kurban Bayramı!.. Onun kutlama şekli adından belli olduğunu göre , Ramazan’ın adı da halk arasında “Şeker Bayramı” olarak isimlendirilmiş durumunda. Halen de sürüyor o isimle anma.
Otuz günlük oruç ayının ardından kutlandığına göre biz de Ramazan Bayramı deyip devam edelim. Üstelik de Hem dini hem de Milli Bayramları hatırlayarak. Dini bayramları adlarıyla yazdık. Mili Bayramlar ise söyle:
-Cumhuriyet Bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı, 19 Mayıs Gençlik ve Bayramı ve bütün bu saydıklarıma kaynaklık 30 Ağustos Zafer Bayramı..
***
Yakın zamanda Meslektaşımız Arif Anbar’ın yazdığı “Kazım Kurt” kitabıyla ilgili internette dolaşan bir değerlendirmesine tanık oldum. Sevgili arkadaşım, o notta sanırım kitabın içeriğine ilişkin özet bilgiler veriyor. Bunlar arasında biri ilgilimi çekti şöyle;
-Milli Bayramlar Devletin, Dini Bayramlar da halkın Bayramlarıdır!..
Çok da yabana atılacak bir değerlendirme değil!..

Herkese huzur ve neşe..

Sözlükte “Bayramın anlamını” araştırdım. birinde Farsça kökenlik olduğunu söylüyor. Büyük çoğunluğu ise kökenin Türkçe olduğunu ileri sürüyor. Ben de çoğunluktan yanayım bu anlamda. Karşılığı da var:
-Huzur neşe ve mutluluk!..
Biz yetişkinler ise bir başka mecazi anlam yükleriz: Bayramlar çocuklara! ..
Gerçekten de öyle yaşadık gördük çocukluğumuzda ve ilk gençliğimizde. Sonraki yaşlarımızda ise genellikle onlar için hazırlandık bayram günlerine. Onların yılın üç-beş gününde olsun huzurlu, neşeli ve sevinçli olmaları adına..
Biliyoruz; giderek Uluslararası kutlamaya başladığımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız bile var. Devamında 19 Mayıs Gençlik Bayramı olmak üzere. Onlar bu iki bayramı neşe içinde kutlarken, büyükler olarak bizlerde onların gösterilerine gururla katılmaz mıydık?
Bu noktaya gelip tıkandım! O halde kuşak- kuşak değişen kutlamalar eşliğinde çocukluğumuzun ve ilk gençliğimizin bayramlarına dönelim…

Ziyaretler, bayram yerleri!

Bu şekliyle de çoğunluk halkın kutladığı dini bayramlara, onlar dan kalan çocukluk anılarımıza. Akılda kaldığı kadarıyla başlayalım. Ramazan ya da Kurban Bayramı çok fark etmez. Bunların denk geldiği mevsimsel değişiklikler dışında şöyle başlardı bayramların ilk günleri:
Annelerimizin omuzundaydı bayram öncesi hazırlıklar. Bayram sabahı yenecek aile yemeğinin nelerden oluşacağını belirleyip hazırlamak örneğin. Bizim evin annemin de gerçekten harika yaptığı Kelle paça çorbasıydı!..
Bu bir yana, o sofraya oturasıya kadar süren ev temizliği unutmadığım, giderek de nefret ettiğim bir gelenek!.. Öyle ya onların katkılarıyla, yeni alınmış giysilerle donanmak işindeki gecikme can sıkıcıydı bizim için!.. Öyle ya bir an evvel çıkıp, ziyaretlere başlamak varken.
Nihayet anne-babanın elini öpmek, varsa evdeki diğer büyüklerin tabii. Sonra , yakın komşuların evlerine şöyle bir uğrayıp, şehrin cadde ve sokaklarına dağılmak. Burada amaç, Şeker çikolata toplamanın yanında verilecek harçlıklara odaklanmak. Kuşkusuz ilk uğrak yerleri arasında, Dedeler-nineler gelir. Zira onlar var-yok bilmez torunlara olabildiğince yüklü harçlık verenlerdir!..

İllaki Bayram Yerleri!..

Anıları dağıtmadan yavaştan bitirelim yazıyı! Zamanımızın en özlenen bayram ziyareti mutlaka şehrin hemen her yıl değişik yerlerinde kurulan bayram yerine uğramak olacaktır. Cıvıldaşan çocuk sesleri karşılar sizi. Yanı sıra uzaktan dumanını gördüğünüz seyyar köftecilerden yayılan et kokusu!..
Ondan sonrası zamanınızın ve cebinizin durumuna göre serbest saat!. İster atlı karıncaları tercih edin, ister uçan sandalyeleri.. Yaşınız biraz “olgunlaşmışsa, şehir dışından gelen o zamana göre büyükçe “Aç-Aç çadırlarında” gönlünüzce eylenebilirsiniz. Sonraları, bayram yerlerini Luna Parklar alacaktır. Ama:
-Modern Bayram günleri yaşadığımız günümüzde bunların hepsi anılarda kaldı!.
Günümüz çocuklarının anılarında ne kalacak bilemiyorum!..