Aptallığın teorisi

Abone Ol

Kuşkusuz Almanya tarihinde yanıtı en çok aranan ancak bir türlü bulunamayan soruların başında, ülkenin 1933 ile 1945 yılları arasında Adolf Hitler ve Nazi Partisi’nin iktidarı altında totaliter bir diktatörlüğe nasıl dönüştüğü gelir. O dönemde ulaştığı yüksek gelişmişlik seviyesi ve ilkokuldan başlamak üzere Alman eğitim sisteminin mükemmelliği göz önünde bulundurulduğunda; Leibniz, Kant, Hegel, Marx, Nietzsche, Goethe ve daha niceleri gibi dünya düşünce tarihinin en önemli isimlerini yetiştiren donanımlı, eğitimli bir toplumun nasıl oldu da Hitler gibi cahil ve ruh hastası bir adama teslim olduğu sorusu akıllara zarar verebilir.

Hitler nasıl oluyor da iki yıl içinde toplumu kölesi hâline getirebiliyordu? Ne yaptı da bilimin, sanatın, teknolojinin ve kültürün merkezi kabul edilen Almanya’nın sahibi oldu? Gazeteciler dövülüyor, siyasi cinayetler işleniyordu. Hitler’i eleştirenler tutuklanıyordu. Muhalif her çıkış cezalandırılıyordu. Yargı, Hitler’in sopası olmuştu. Berlin’de artık hâkimler yoktu. Sayısız filozof, şair, fikir ve bilim insanı çıkaran bu toplum, böyle bir kültür; nasıl olmuştu da organize kötülüğün, zalimliğin, korkaklığın, cehaletin ve suçun merkezi hâline gelmişti?..

Genç bir papaz olan Dietrich Bonhoeffer, zulme karşı çıktı; itiraz etti. Bu sebeple hemen hapse atıldı. Ağır işkencelerden geçirildi. Konu üzerine uzun uzun düşünen Bonhoeffer, sonunda işin içinden çıkabildi. Sorunun kökeninde kötülük değil, aptallık yatıyordu. Ona göre kötülükle mücadele etmek mümkündü; kötülükle bir şekilde başa çıkılabilirdi. Fakat organize olmuş ahmaklar sürüsüne karşı yapılabilecek hiçbir şey yoktu.

Bonhoeffer, aptallıkla mücadele edebilmek için önce onun doğasını anlamaya çalıştı. Vardığı sonuç şuydu: Aptallık bir zekâ problemi değildi, aptallık ahlâkî bir problemdi. Entelektüel birikimleri ve iyi eğitimleri olduğu hâlde insanlar aptal olabiliyorlardı. İnsanlar belli koşullar altında aptallaşıyorlardı. Başkalarının kendilerini aptallaştırmasına izin veriyorlardı. Buradan yola çıkarak aptallığın psikolojik değil, sosyolojik bir sorun olduğu sonucuna vardı.

İnsanların ahlâkî ve entelektüel birikimleri bir anda yok olmuyordu. Diktatör gücünü artırdıkça insanlar o gücün büyüsüne kapılıyor, bağımsız düşünme yetilerini kaybediyorlardı. Karşı koymak yerine aptallaşarak sürüde koyun olmayı yeğliyorlardı. Aptallık, onlar için bir konfor alanı oluşturuyordu. Gözlerine sokulan gerçekleri inatla reddediyorlardı. Büyülenmiş gibiydiler. Onları bu ağır şizofreni uykusundan çıkarmanın tek yolu, bağımsız ve özgür olmalarını sağlamaktı…

Aptallığın teorisini yazan Rahip Bonhoeffer’e ne mi oldu? 9 Nisan 1945 günü sabaha karşı bir toplama kampında darağacına asılarak öldürüldü. Almanlar ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında bağımsız ve özgür olabildiler. Aptallıktan kurtulabildiler ama bedelini ağır ödediler. Yirmi iki milyon Alman öldü, Almanya harabeye döndü. Eski Almanya devlet adamı, şansölye Conrad Adenauer yıkıntılar arasından tarihe not düşerek şöyle sesleniyordu:

“Umarım bir daha İsa bile gelse, tüm yetkiyi tek kişiye verecek kadar aptal olmayız…”