Anadolu felsefe ve fenomenoloji

Abone Ol

Fenomen, duyularla algılanabilen, deneyimlenebilen her türlü olay, durum veya nesneye verilen isimdir. Günlük dilde ve sosyal medyada ise geniş kitleler tarafından tanınan, takip edilen, popüler veya sıra dışı kişi ve olayları ifade etmek için kullanılır. Sosyal medya bağlamında geniş takipçi kitlelerine ulaşan ve etkileşim yaratan kişilere de “sosyal medya fenomeni” denir. Kökeni Yunancadan “phainomenon” sözcüğünden gelir ve “görünen şey” demektir.

Bir de fenomenoloji terimi vardır ki, felsefenin başat kavramlarından biri olup “görüngü bilimi” olarak adlandırılır. Ancak felsefi olarak sosyal medyada kullanılan biçiminden farklı bir boyutu ve anlamı vardır kavramın. Nesnelerin veya olayların kişinin bilincindeki yansımalarını, ön yargılardan ve varsayımlardan arındırarak inceleyen felsefi akımın adı fenomenolojidir. 20. yüzyılın başında Edmund Husserl tarafından geliştirilmiştir. Fenomenolojide dış dünyada var olan şeyler değil, onların bilincimize nasıl göründükleri ele alınır. Temel sorusu, “Dünya bize nasıl görünür ve biz onu nasıl deneyimleriz?” şeklinde özetlenebilir. Bu yüzden fenomenoloji, dış dünyanın “gerçekte ne olduğu”ndan çok, bizim onu nasıl algıladığımızla ilgilenir. Yani inançları, kuramları, önyargıları ve alışkanlıkları bir kenara koyup, saf deneyimi incelemeye yönelir.

Kabul etmek gerekir, anlaşılması zor bir kavramdır. Bir çiçeği güzel bulmamızın nedeni sadece o an gözümüze hoş gelen rengi ya da şekli midir? Yoksa bu deneyimin arkasında çok daha derin, çok daha katmanlı bir yapı mı vardır? Bilim insanları, kişilerin çiçeklere bakışının ne olduğunu anlayabilmek için bir deney yapmışlardır. 150 kişiyi toplamışlar, birbirlerinden çok farklı dört çiçek göstermişler ve “Hangisi favoriniz?” diye sormuşlardır. Tercihler neredeyse dört çiçeğe de yüzde 25 oranında eşit dağılmıştır. Demek ki olay belirli bir şekil ya da renkten ibaret değildir. Burada çok daha evrensel bir şeyler olmalıdır. Belirli bir çiçeğin özelliklerinden ziyade hepimizin içgüdüsel olarak anladığı bir “çiçeksellik” deneyimi vardır. İşte tam burada fenomenoloji devreye girer; bir şeyin bizim için ne anlama geldiğini, onu nasıl deneyimlediğimizi araştırır ve bir şeyin dış dünyadaki nesnel gerçekliğinden çok, bizim bilincimizde, bizim deneyimimizde nasıl belirdiği ile ilgilenir.

Kavram derindir. Husserl’in ardından Heidegger, J. Paul Sartre ve Merleau-Ponty gibi filozoflar da konuyla uğraşmışlardır. Şimdi yazının “Anadolu Felsefe ve Fenomenoloji” başlığı ile ilgisi nedir diyeceksiniz. Biraz konuyla ilgilenince, ilginç bir şekilde fenomenoloji ile uğraşan filozoflardan bağımsız olarak Aşık Veysel’in de “Güzelliğin on para etmez, bendeki aşk olmasa” diyerek kavrama katkı yaptığını gözlemledim. Güzellik dediğimiz şey, onu algılayan ve anlamlandıran bir bilinç olmadan değer kazanamaz. Veysel’in sözünde “güzellik”, onun bilincindeki aşkla kurulan ilişki sayesinde vardır. Onun bu sözü fenomenolojiye güçlü bir örnektir. Aşık Veysel’e bakınca, Anadolu’nun bağrında ne filozoflar, ne edebiyatçılar, ne şairler yetişmiş olduğunu varın siz düşünün…