AKP’nin Takiye rotası, Murat Taşkın’ın yazısı

Abone Ol

Merkez sağın bölük pörçük olduğu, keza merkez solun da aynı şekilde seçimlere girdiği 2002 yılı…

O seçimlerin öncesinde MHP’nin beklenmedik(!) şekilde “erken seçim” istemiyle Ecevit’in Başbakanlığındaki hükümetten ayrılması ve seçim kararı aldırması…
Sonuçta MHP dahi merkez sağ ve merkez sol sol partilerin (CHP dışında) baraj altında kalarak tarihten silinmeleri… Milli Görüş gömleğini çıkartarak, Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde kurdukları Adalet ve Kalkınma Partisi’nin(AKP) beklenmedik bir şekilde yüzde 34 gibi oy üstünlüğü ile 1.ci parti olarak tek başına iktidara geliş.
Siyasi tarihimizin bu kronolojik hatırlatmasını niye yaptığıma gelince…

Ne anlama gelir Takiye?

Hatırlanacaktır, Tayyip Bey’in siyasi yasaklı olması nedeniyle AKP’nin ilk hükümeti Abdullah Gül’ün başbakanlığında kurulacaktır. Ama yasak nedeniyle milletvekili olamayan Erdoğan Genel Başkanı’dır ve siyasi söylemleri hep Onun ağzından topluma iletilmektedir.
Aynı durum Erdoğan’ın bir ildeki milletvekillerinin boşaltılması ve oradan seçilip hükümetinin başına geçmesiyle de devam edecektir.
***
Seçim öncesi çalışmalarında liderinin ağzından defalarca tekrarlanan sloganı vardı hatırlarsınız: (3 Y) olarak kısaltılan. Yani ;

-Yokluk-Yolsuzluk-Yasaklara…(SON!)

İlkini, parmağındaki nişan yüzüğünü çıkarıp topluluklara örnek olarak göstererek. Demek istiyordu ki; İşte gariban kulunuzun serveti!..

Bir başka “çarpıcı” örneği, bir elinde simit, bir elinde bir bardan çay: “işte halkımızın yoksulluk örneği” dercesine çay-simit hesabı yaparaktan.

-Dört kişilik bir aile her gün çay simitle beslenmeye kalksa, yeter mi işçinin memurun, emeklinin aldığı ücret!..

Ne garip tecelli: şimdi muhalefet ayni örneği kendisine çay simit hesabı yaparak çabalayıp duruyor!..

-İşte o ilk aylarda, yıllarda o zamanki basının manşetlerinde, köşe yazarların yorumlarında okur, duyar olduk o sihirli Sözcüğü: TAKİYE!..

-Sayın Başbakan, hükümet üyeleri Takiye yapıyor, inanmayın söylediklerine…

O zaman muhalefetin dilinden düşürmediği bu eleştiriyi (uyarıyı) ben de öğrenmiştim ne anlama geldiğini. Sözlükler şöyle tanımlıyor:

“İslam’da bir kişinin can, mal ve inancına yönelik ciddi bir tehlike anında gerçek inancını ve düşüncelerini gizleyip, karşı tarafa inandığı değerlerin aksine ve görünmesi veya davranması”

Slogan tepe taklak!

Gelelim sloganın ikinci ayağına: Yolsuzluk!..

Bu da işin “parasal” ayağını temsil eder!.. o anlamda, kayırma koruyup- kollama gibisinden. Nasıl oluyor bu Devletin, kamu kurumlarının ihaleleri yoluyla örneğin . Basın/medya organları aracılığı ile o kadar çok örneği görüldü ki bunun saymakla bitmez.
Hadi uzatmadan söyleyelim, yolsuzlukları kılıfına uydurmak amaçlı Devlet İhale Kanunu yüzlerce (evet yüzlerce) kez değiştirilmesi örneğini vermek yeterli olur mu? Kemal Kılıçdaroğlu’nun tanımıyla “Beşli Çeteyi hatırlatmak” gibi örneğin!...

Ya Yasaklar!.. onları da say, say bitirmek ne mümkün!.. İnsanların sosyal yaşantısından başlayarak, kültür etkinlilerine konulan yasaklamalara kadar. Ama en önemlisi düşünme ve düşündüğünü söyleme özgürlüğüne durmaksızın getirilen yasaklar gibi…
Bu çerçevede en önemlisi Anayasa’nın amir hükümlerinden Basın mensuplarına getirilen yasaklar ve gazetecilerin tutukevlerine tıkılması gibi. Ayrıca protesto hakkı, yürüyüşler, mitingler…
***
Yazının başlığındaki “Murat Taşkın yazısı” ise önümüzdeki Cumartesine kaldı. İlgisini ise Eskişehir’de son yaşanan eski sağlık kuruluşlarını konu ederek buradaki “Takiye” örneklerini anlatarak yerelleştireceğim.
-Mazur görürsünüz umarım…