Ahlâki yerimizi bilgi düzeyimiz belirler

Abone Ol

Roman sanatı, insanlığın icatları arasında müstesna bir yeri olanlardan biri. Son günlerde dilimize de aktarılan ABD’li yazar Sen Lin Yu’nun kitabı Alchemised geniş yankı uyandırdı.

Yu, kendisiyle yapılan söyleşide, “Romanın merkezinde hafıza kaybı ve geçmişin parçalı biçimde geri dönüşü var” yorumuna karşılık verirken, kitap “Yalnızca hafıza ve hafıza kaybını değil; aynı zamanda din, tarihsel anlatılar, grup kimliği, endoktrinasyon ve bakış açısının sınırlılıklarını da inceliyor. Helena’nın bireysel hafıza kaybının ve kimliğin sorgulanışı önemli olsa da tematik olarak hikâye tarihsel hafıza kaybı üzerinden de ilerliyor: insanların yanlış bir anlatıyı benimsemeye zorlanması ve bunun iktidar aracı olarak kullanılmasıyla ilgileniyor. Paladia dünyası, özenle kurgulanmış bir mitoloji üzerine inşa edilmiş; karakter zamanla bunun bir rol olduğunu fark etse de bildikleri tek şey bu anlatıya uymak ve buna sarılmak.”

Harari’nin genellemesi

Yu’nun anlatısı, çok satan kitaplar yazan Yuval Noah Harari’nin analizindeki genellemesiyle de örtüşüyor: “Aşırı basitleştirilmiş tarihsel anlatılar tarafından üretilen yanlış ahlâki kesinlikler insanlığı iş birliği yerine parçalanmaya, çatışmaya, yıkıma, soykırım yapmaya kadar götürebiliyor.” “Vadedilmiş topraklar” konusunun arka planda efsanede anlatılan Yahudi devletinin gerçek olmaması gibi, Filistinlilerin topraklar üzerindeki tarihsel gerekçelendirmesinin gerçeği yansıtmadığını anlatıyor.

Bir tarihçi ile romancının uyarısı özellikle bugünlerde önemli: Bilimi ve teknolojinin yarattığı büyük kırılmanın değerleri altüst ettiği, kurumsal yapıları işlevsizleştirdiği, değerlerin sorgulandığı büyük kırılma döneminde herkesin “kendi gerçekliğinin” arka planını iyi sorgulaması gerekiyor.

İç ve dış çevremiz

Çevre dediğimiz zaman Arie de Geus’un tanımladığı gibi, ekoloji uzmanlarının indirgedikleri doğal ortamla sınırlı değildir; yaşam ortamında eylemleri etkileyen tüm güçlerin toplamıdır. Bu ortamın yapılarını oluşturan bileşen ve bağlamların bütün etkileşimlerini içerir. Etkileşimleri tasvir edemiyorsak; hızlarını, yönlerini, etkilerini de yorumlayamayız. Etkileşimleri tasvir etmek için de adil olmanın yolu, yargı verdiğimiz konuların arka plan ayrıntısını iyi bilmektir. Bilgimiz yetersizse tasvirlerimiz eksik, algılarımız güdük, yargılarımız sapkın olabilir. O zaman adaletten, merhametten, ahlâki tutarlılıktan uzaklaşır; kendi dehamızın —deha, Arapça “kurnazlık” demektir— kibrinin denizlerinde boğuluruz.

Hepimiz, kendi değer ve yargı sistemimizin ne kadar ayrıntı bilgisine eriştiğini sorgularsak, ahlâki yerimizi de o kadar doğru belirleriz.