Adil devlet

Abone Ol

Sosyal medyada dolaşımda olan bir video bugünlerde çok büyük beğeni alıyor. Seyretmemiş olanlar için mealen bir özet yapıp paylaşayım dedim. Videoda “İyi bir toplum nasıl olunur, adil bir devlet nasıl kurulur?” sorusuna cevap aranıyor…

Bu sorunun yanıtını çoğu kişi yöneticilerde arıyor. Oysa sorun sadece onlar değil; çünkü bir toplumun başına gelen yöneticiler, o toplumun değerlerinden doğar. Toplum dürüstlüğü ödüllendiriyorsa dürüst insanlar yükselir, bir toplum çıkarı ödüllendiriyorsa çıkarcılar yükselir, bir toplum korkuya teslim oluyorsa korku üretenler güç kazanır. Sonuçta hiçbir toplum yöneticilerinin kurbanı olmaz. Bir ülkede olan biten, çoğu zaman yükselttiği değerlerin sonucudur. Buna rağmen insanlar çözümü yine de güçlü liderlerin peşine takılmakta ararlar. Ama sistem halka bakar; çünkü tahta çıkanlar gökten inmezler, toplumun alkışlarıyla yerden yükselirler. Bir toplum hakikati değil görüntüyü ödüllendirmeye başlarsa orada en bilge insanlar değil, en iyi oyuncular görünür olur. Tarihi bir gerçek de insanların makam sahibi olunca değişmedikleri yönündedir. Makam sadece içlerindeki kişiyi ortaya çıkarmaya yarar. Çünkü güç karakter yaratmaz, karakteri görünür kılar. Kibir varsa, açgözlülük varsa büyür; ama vicdan varsa o da büyür. Yani güç, insanın içinde ne varsa onu çoğaltır. Onun için aslında makam insanı değiştirmez ama insanı ele verir…

İnsanlar adaletin mahkemelerde başladığını sanır. Oysa adalet çok daha önce başlar. Asıl adalet, ehil olanın ehil olduğu yere gelmesidir. Bilginin susturulmamasıdır, doğrunun kimden geldiğine bakılmamasıdır, güçlünün zayıfı ezememesidir. Çünkü hakikat makamdan büyük olmak zorundadır. Hakikat makamın altına girdiği gün, hukuk güçlünün hizmetkârına dönüşür. Adalet güçlüleri değil, güçsüzleri korumak için vardır. Bir devletin görevi insanları kontrol etmek değildir, insanların gelişebilecekleri ortamı yaratmaktır. Korkuyla biat edilmeyi sağlayabilirsin ama bilgelik elde edemezsin. Korkuyla sessizliği sağlayabilirsin ama vicdan elde edemezsin ve vicdanın olmadığı yerde en iyi yasalar bile zamanla işlemez hâle gelir. Bir toplumun geleceği önce insanların zihninde şekillenir. İnsan sürekli korku altında yaşadığında sorgulamayı bırakır, sürekli çıkar peşinde koştuğunda vicdanını susturmaya başlar, sürekli kalabalığı takip ettiğinde kendi aklını kullanmayı unutur. İşte bu yüzden bütün büyük çöküşler ne ekonomide ne orduda ne de saraylarda başlar. Çöküş önce insanın içinde oluşur. Bir toplumun gerçek gücü parasından, ordusundan veya teknolojisinden değil, vicdanından gelir. Vicdanını kaybeden bir toplum er ya da geç sahip olduğu her şeyi kaybetmeye mahkûmdur. Çünkü bir devletin büyüklüğü, en güçlü insanına verdiği değerle değil, en zayıf insanına gösterdiği adaletle ölçülür…

Herodot'tan sonra Antik Yunan'ın ikinci büyük tarihçisi olarak kabul edilen Thukydides'in MÖ 5. yüzyılda yaptığı, “Yeryüzünde haklı olanın değil, güçlü olanın hukukunun geçerli olduğu.” şeklindeki saptamasının, aslında değişmeyen ve değişmeyecek olan insan doğasının bir parçası, dolayısıyla da zamansız bir kavram olduğunu söylemek yanlış mı olur?